45066adam

Her gelen; beraberinde, bir gün gidecek olduğu gerçeğini de getirir. Belki de bu yüzden kimileri, kimsenin gelmesini istemeyecektir. Bir gidişe daha dayanamayacağı için zamanı çalı çırpıyla, çaputlu bir karışıklıkla, mühim işler kalabalığıyla, ufak tefek heyecanlarla, figüran kalplerle dolduracaktır.
Çünkü insanı, birini sevmeden önceki halinden çok daha yalnız bırakır birinin gitmesi…
Belki de bir öncenin olduğunu unutabilir kişi.. Sabah nasıl kalkardın sen o gelmeden önce? Gece ne yapardın o hiç yokken? Sen kimdin ki zaten? Nasıl bir şeydin ki sen?
İnsan, kendinin ne olduğunu bile unutabilir bazen…
__________________
Ve bir gün aklı başında bir adam dedi ki : ” Come as you are, as you were, as I want you to be..”
NEVERMIND ♫ NEVERDIED
/ melekleri imrendiren */
Bu belge ile resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm. Tekrar 8 yaşın tüm sorumluluklarını kabul etmeye hazırım.
Yağmur sonrası çamurlu sularda tahta parçası yüzdürmek, kayalarda yürümek istiyorum.
Çikolatanın paradan daha iyi olduğunu çünkü daha tatlı ve yenilebilir olduğunu düşünmek istiyorum.
Sıcak bir yaz gününde bir meşe ağacının gölgesinde oturup arkadaşlarımla limonata satmak istiyorum.
Hayatın daha basit olduğu zamana dönmek istiyorum.
Bütün bildiğin, renkler, çarpım tablosu ve ninniler ama bu kadar az bilmek seni rahatsız etmiyor çünkü ne bilmediğini bilmiyorsun ve umurunda da değil. Bildiğin tek şey mutlu olmak, çünkü seni üzecek veya kızdıracak şeylerden tamamen bihabersin.
Dünyanın adil olduğunu, herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum.
Her şeyin mümkün olduğuna inanmak istiyorum.
Yaşamın karmaşıklığını unutup, yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum.
Tekrar basit yaşamak istiyorum.
Günümün, bilgisayar arızaları, kağıt yığınları, üzücü haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygıları, doktor faturaları, dedikodu, hastalık ve sevdiklerin kaybedilmesinden ibaret olmasını istemiyorum.
Aşkın varlığını (daha doğrusu yalan olduğunu) bilmek dahi istemiyorum.
Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, barış, rüyalar, hayaller ve kardan adam yapmanın gücüne inanmak istiyorum.
İşte, çek defterim ve arabamın anahtarları, kredi kartlarımın ekstremleri,gelir belgelerim. Resmi olarak yetişkinlikten istifa ediyorum.
Eğer bu konuda benimle daha fazla konuşmak istiyorsanız, önce beni yakalaman lazım, çünküüüü; Ebeee, elim sendeeeee
Fırına geldigimde, ortalikta ekmek görünmüyordu.Eski bir dostum olanfirinci:- Biraz bekleyeceksin hocam, dedi.Iki-üç dakikaya kadar çikartiyorum
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken,içeriye yaslica bir adamın girdigini gördüm.
Eskimis ceketinin sol yakasi altinda bir madalya parildiyor ve yürürken hafifçe topalliyordu. Selâm verdikten sonra:
- Ekmeklerimi alayim, dedi. Benim ikizler acikmistir.
Firinci,adamin kendisine uzattigi torbayi alarak tezgâhin altina egildi ve bir gün öncesine ait oldugu anlasilan ekmeklerden dört bes tane koydu.
Ekmeklerden bazilarinin alti yanmis, bazilari da her nedense seklini kaybetmisti.
Firinciya dogru sokularak:
- Neden taze ekmek vermiyorsun? dedim. Birazsonraçikacakya!..
Firinci:- Bozuk ekmekleri kendisi istiyor,dedi.Çok fakir oldugundan, ona yarı fiyatina veriyorum.
- Kim bu adam? diye sordum.- Kore gâzilerinden,dedi
Ogluyla gelini bir trafik kazasinda vefatedince,
ikiz torunlarini yanina almisti.Yillardir onlara bakiyor,hem de çok az bir maasla.
Firincinin anlattiklari karsisinda içimin yandigini hissediyor ve ufak da olsa bir seyler yapmak istiyordum.
- Aradaki farki ben vereyim, dedim. Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.
Firinci, teklifimi kabul etti ve biraz sonra çikan sicak ekmekleri büyük bir umursamazlikla adamin torbasina doldururken:- Çok sanslisin haci amca, dedi. Çocuklar için bugün sana pasta gibi ekmek verecegim.
Yasli adam, bir evlât sevgisiyle kucakladigi torbayi gögsüne bastirirken
- Allah senden razi olsun evlâdim,dedi.Bugün onlarin dogum günleri oldugunu nereden anladin?
(alıntıdır)
__________________
SAH!L KIZI
S!YAH !NC!
Restoranda bizden başka çocuklu aile yoktu. Eric’i çocuklar için özel olarak yapılmış yüksek sandalyeye oturturken restoranın ne kadar sessiz olduğunu farkettim. Herkes sessizce yemeğini yiyordu. Eric birden tombik bebek ellerini havaya kaldırarak ellerini sallamaya başladı ve yüzünde gülücüklerle bağırdı: “Meyhabaaa”
Yüzünde gülücüklerle, mutluluk içinde el sallıyor ve sesinin çıktığı kadar bağırıyordu:
“Meyhabaaaaa”
Onu bu kadar mutlu eden, el salladığı kişiyi görmek için arkamı döndüm. Kapının yakınında oturan, üstünde eski, yırtık, kirli bir palto, ayak parmakları yırtık ayakkabılarından dışarı fırlamış, saçları günlerdir taranmamış ve yıkanmamış, yaşlı bir adamdı Eric’in el salladığı kişi…
Kokusunu duyamayacak kadar ondan uzakta oturuyorduk ama çok pis koktuğundan da emindim.
Adam Eric’e el sallarken restoranda başka kimse yokmuşcasına seslendi Eric’e:
“Merhabaaa bebek, merhaba koca oğlan, evet, seni görüyorum”
Eşimle birbirimize baktık. “Ne yapabiliriz?”
Eric el sallamaya devam ederek adama seslendi: “Meyhabaaa”
Restorandaki herkes bize ve yaşlı adama baktı. Yaşlı serseri bizim güzel bebeğimizle uzaktan konuşmaya, ona el sallamaya devam ediyordu. Nihayet yemeğimiz geldi ve aceleyle yemeğe başladık. Adam uzaktan Eric’e bağırıyordu: “Heyy, yemeğini beğendin mi bebek?”
Diğer müşterilerin bakışlarından adamın hareketlerini şirin bulduklarını sanmıyordum. Büyük olasılıkla sarhoşun tekiydi ve kendince eğleniyordu. Sessizce yemeğimizi bitirdikten sonra eşim “Sen arabaya git, ben hesabı ödedikten sonra gelirim” dedi. Kapıya doğru yürürken içimden dua ediyordum. “Tanrım, ne olur şimdi kalkıp bize bir şey söylemesin bu pis serseri”
Tam adamın yanından geçerken adam ayağa kalktı ve Eric ona kollarını açarak ‘beni kucağına al’ dercesine uzandı. Durdurmaya vakit bulamadan kollarımdan adamın kollarına atladığını gördüm.
Birden yaşlı, pis kokan adamla, benim tertemiz, güzel bebeğim birbirlerine sarılıp bir sevgi yumağı oluşturdular. Eric adamın kollarında çok mutluydu ve kendini güvende hissettiğini gösterircesine sevgiyle başını adamın omzuna yasladı. Adam gözlerini kapatarak, iri, nasırlaşmış elleriyle incitmemeye özen göstererek, Eric’in başını okşadı… O anda gözlerinden aşağı süzülen gözyaşlarını farkettim. Restorandaki herkes sessizce bizi izliyordu. Sonra Eric’i kucağıma uzatırken “Lütfen, bu bebeğe çok iyi bakın bayan” dedi.
Farkında olmadan “bakarım” sözcüğü çıktı ağzımdan. Sonra ellerini uzatarak: “Tanrı sizinle olsun bayan, çok teşekkür ederim, bana şu ana kadar aldığım en güzel Noel hediyesini verdiniz” dedi.
İçtenlikle sıktım adamın elini… Ve “Ben teşekkür ederim” dedim. Arabaya doğru giderken hem ağlıyor, hem de ‘Tanrım, beni bağışla lütfen’ diyordum.
Ben adamın yalnızca giysilerini ve dış görünümünü görürken benim üç yaşındaki bebeğim adamın sevgi dolu ruhunu görebilmişti.
__________________
Bu dünya üzerinde şu an itibariyle tam 6.872.504.571 insan var.
Kimisi korku içinde kaçıyor,
Kimisi günü kurtarmak için yalan söylüyor.
Diğerleri gerçeklerle tam şu anda yüzleşiyor.
Bazıları, kötü insanlar, iyiyle savaşıyor.
Bazılarıysa iyi, kötüye karşı mücadele veriyor.
Dünyada yaşayan 6 milyar insan…
6 milyar ruh…
Ve bazen…
Tek ihtiyacımız olan içlerinden biri. ~ P. S.
Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki
çocuğunu kapının önünde beklerken buldu.
Çocuk babasına, “Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun” diye sordu…
Zaten yorgun gelen adam, “Bu senin işin değil” diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk “Babacım lütfen, bilmek istiyorum” diye üsteledi.
Adam “İllâ da bilmekistiyorsan 20 milyon” diye cevap verdi.
Bununüzerine çocuk “Peki bana 10 milyon borç verir misin” diye sordu.
Adam iyice sinirlenip,”Benim senin saçma oyuncaklarına veya
benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi,derhal odana git ve kapını kapat” dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.
Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.” diye düşündü.
Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve
çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, “Belki de gerçekten lazımdı”…
Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı…
Yatağında olan çocuğa, “Uyuyor musun” diyesordu.
Çocuk “Hayır” diye cevap verdi…
“Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm.
Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” dedi…
Çocuk sevinçle haykırdı, “Teşekkürler babacığım”…
Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı.
Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.
Bunu gören adam iyice sinirlenerek, “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?…
Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” diye kızdı…
Çocuk “Param vardı ama yeterince yoktu ” dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları
babasına uzattı; “İşte 20 milyon… Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?…”
__________________
BiLiyorum çok çirkinim. Kentin içine girsem beni dışarı kusar.. Oysa ben iç kanamaLı bir hastayım ve kendime göLgesiz bir akşamüstü arıyorum..
Sürgün yanLarımdan vurgun yemek hoşuma gidiyor.
Her gece ..
Her sabahki gibi bir sabahtı. Kış mevsiminin getirdiği soğuk ve tuhaf hüzne evin serin cansızlığı eslik ediyordu.. Uykusunun hemen dağılması için bir sese ihtiyacı vardı. Uzanıp radyonun düğmesini cevirdi yorganı tekrar başına çekti beş dakika daha uyumak için. Bazen kedisi KIYMIK yatağına gelir uyandırırdı ama bu sabah o da uykuya yenik düşmüştü. Adam kalktı, Kıymıkın tabağına biraz sut koydu. Kedi sütün kokusunu alır almaz gerinerek sahibine uykulu bir bakış fırlattı ve tabağının başına koştu.
Pek çok arkadaşının yaptığı gibi koyu bir kahve içip işin yolunu tutanlardan değildi. Hassas bir yapısı vardı. Çok içki içemez, uzun süre uykusuzluğa katlanamazdı. Çay hazır olana kadar tıraş olmak için banyoya geçti. Elini dünden uzamış sakalı üzerinde gezdirdi. Tıraş makinesinin sesi radyonun sesini bastırdı. Kedisi Kıymık ayaklarının arasında dolaşıp duruyordu. Kedi yere düşmüş bir tuvalet kağıdı rulosu ile oynarken birden dengesini kaybedip takla atarak yuvarlandı. Adamın göz ucuyla tanık olduğu bu hareket, ruhsuz donuk ev atmosferi içinde sıcak bir neşe dalgası yaratmıştı. Birden gülmeye başladı. Bir yandan da tıraş olmayı sürdürüyordu. Ama bir anda aynadaki görüntüsünde bir değişiklik dikkatini çekmişti. Sol yanağındaki gamzesi yerinde yoktu. Yüzünü aynaya biraz daha yaklaştırdı, biraz daha gülmeye sırıtmaya çalıştı ama gamzesi yerinde yoktu işte. Garip dedi kırk yıldan beri sol yanağında durup duran gamze birdenbire yok olmuştu. Belki uzun zaman önce yok olmuştu da ben yeni fark ediyorum diye düşündü. Çaldırdım herhalde dedi kendi kendine gülerek kahvaltı masasına doğru yürürken. Bir gamze kim tarafından ne için çalınabilirdi ki? Kahvaltısını hızla geçiştirdi. Çalışan pek çok insan gibi hafta içi günlerde kahvaltı keyfini uzun tutamıyordu. Hafta sonlarında ise uzun uzun kahvaltı masasında oturur, gazeteleri okur, öğlene kadar tembellik yapardı. Çayını yudumlarken günlük gazetesine hızlıca göz gezdirdi. Saatine baktı, gitme vakti gelmişti. Kıymıkla göz göze gelmek istemedi. Kıymık her zamanki gibi kapının yanına gelmiş, gözlerini kocaman kocaman açmış, yalnız bırakılacak olmanın hesabini sormaya çalışır ifadesini takınmıştı. Böyle anlarda ayrıldığı eşinin, unutmaya çalıştığı son telefon konuşması aklına geliyordu. “Kedini de al kendin bak!” demişti eşi.
Adam işine gitti, evine döndü, işine gitti evine döndü. Birbirine benzer günler, birbirine benzer yavaşlıkta ve hızlılıkta geçip gitti. Yine bir hafta daha bitmişti. Her sabah tıraş olurken aynaya baktığında kaybolan gamzesini düşünüyor ama kayboluşuna bir anlam veremiyordu. Bir zaman sonra belki de benim hiç gamzem yoktu, ben yanlış hatırlıyorum diye düşündü. Ama kitaplıktaki gençlik resmi onun yanılmadığının, eskiden gamzeli olduğunun bir kanıtıydı. Ayrıca sekiz yaşına basan ve annesiyle yaşayan kızının da gamzesi vardı ve herkes gamzesini babasından aldığını söylerdi. Öyleyse yanılmıyordu, vardı ama şimdi yok olup gitmişti. Hem nasıl unuturdu. Bir erkek olarak, gamzesini istediği zaman bir cazibe odağı olarak kullandığı çok olmuştu. Hoşuna giden kadınlara gamzeli bir gülücük attığında, bazı kadınların gözlerinin parladığını, bazı çekingen kadınların da bakışlarını kontrol altına almaya çabalayarak bu sevimli çukura fazla dikkat etmemeye çalıştıklarını çok iyi bilirdi. Gerçekten tuhaf geliyordu gamzesini kaybetmiş olmak. Aman son yıllarda o kadar çok şey kaybettim ki bir gamze kaybetmişim çok mu diye düşündü. Ama yine de kafasına takılıyordu. İnsan yaşlandıkça belki kasları falan eriyordu. O kadar yaşlı değilim ki. Belki doktorların bildiği bir şeydir. Doktor kuzenine sormayı düşündü. Şimdi kent dışındaydı. Haftaya gelirdi şundan bundan konuşurken lafı yerine getirip sorardı.
Ne iş yerindeki, ne de iş dışındaki arkadaşları gamzesizliğini fark etmişlerdi. Olsun o gamzesinin yokluğunu hissediyor ve neden yok olduğunu çok merak ediyordu. Mutlaka olağan bir açıklaması olmalıydı bu garip eksikliğin.
Sakin sayılabilecek bir iş gününün bitiminde metroya yetişti. İki durak sonra inecekti ki, onu gördü. İki daire üstte oturan, arada bir markette karşılaştığı, ama tanışmadığı, dalgın bakışlı kısa saçlı, esmer kadın karşısında oturuyordu. Çekimser bir gülümsemeyle karışık bir selamlaşma oldu. Yolda apartman sorunları üzerine yakınmalarla dolu, sıradan, çok mesafeli bir sohbet geçti aralarında. Oturdukları binanın önüne gelince, önümüzdeki hafta toplantıda biz de bulunalım diye sözleştiler. Ortak sorunlarımız için güç birliği oluşturalım diyerek, birbirlerine iyi akşamlar dilediler, aralarında ayrılmalarına yakın tatlı bir sohbet başlamak üzereydi sanki, ya da adama öyle gelmişti ki, binada oturanlardan biri iyi akşamlar diyerek onların sohbetini sonlandırıp geçip gitmişti.
Nefret ettiği, katılmamak için bin bir türlü mazeret bulduğu, apartman toplantılarının bu defakisine kendisini apartman sorunlarıyla çok ilgiliymiş gibi hissederek gidiyordu. İyi ısınmıyorlardı ve o esmer kadın da kendisi gibi sabah ayazında üşüyüp duruyordu herhalde. Kendisinden çok, onun ısınmasını sağlamak için bu soruna parmak basacaktı. “Yaaa bana ne onun dairesi çok soğuk oluyorsa, ben de pazar günleri çamaşır bulaşık yıkayan, elektrik süpürgesini çalıştıran, sarışın sıskanın gürültüsünü çekiyorum,” diye düşünüyordu. Bir yandan da sivil dayanışma, toplumsal görevlerin yerine getirilmesi v.s gibi kendisinin toplantıya içtenlikle katılmasını sağlayacak çağdaş nedenler bulmaya çalışıyordu..
Esmer kadın ondan önce gelmiş etrafındakilerle sohbet etmekteydi. Bekledikleri bir kaç kişi daha gelince toplantı başladı. Gizlice birbirlerine destek veriyor, hemen hemen her konuda esmer kadınla görüş birliğine varıyorlardı. Saatler çabuk geçmiş toplantı bitmişti. Yine hiçbir sorun çözülememiş, herkes her şeyden şikayet etmiş, kafalar tartışmaktan, gözler uykusuzluktan şismiş olarak herkes dairesinin yolunu tutmuştu. Adam ve kadın herkesin kendi dairesine çekildiğini fark etmemiş hala daha bazı konularda ne yapılması gerektiği üzerine adamın dairesinin önünde konuşup duruyorlardı. En son yönetici de iyi geceler diyerek ayrıldığında, kadın da bu ayaküstü laflaşmaya son verip iki üstteki dairesine gitmek zorunda olduğunu hissetti.
Adam kapısını kapattı. Kıymıkı kucağına aldı. Kıymık çok keyiflenmişti. Kedi uykusu kaçtığı için oyun oynamaya başlamıştı. Adam dişlerini fırçalamak için banyoya gitti kedi de pesinden koştu. Kıymık oynarken yine bir cambazlık yapmaya çalışmış, becerememiş, şampuan sabun gibi bazı araç gereçlerin bulunduğu raftan kutularla birlikte yuvarlanmıştı ve kendi yarattığı gürültüden ürkerek fırlamış kaçmıştı. Adam Kıymıkın bu haline kahkahalarla gülmeye başladı. Gülmesi geçmemişti ki gözü aynadaki görüntüsüne takıldı ve şaşkın gözlerle aynaya bakakaldı. Kaybolan gamze yerli yerinde duruyordu. Hem de en belirgin haliyle. Işıl ışıl parlıyordu gamzesi, işte bak ben buradayım dercesine. Gamzesine kavuşmanın sevinciyle iyice gülmeye başlamış, yüzü gülücüklere boğulmuştu. Kendi kendine gülmek aptalca gelse de, durduğu anda gülmeye başlamanın önüne geçemiyordu. Gülmekten yorulduğunda yavaşladı, yatağının bulunduğu odaya geçti. Ev de eskisi gibi soğuk değildi sanki. Yatağa uzanıp biraz televizyon seyretmek istedi. Belki güzel bir film bulurum, bulsam iyi olur diye düşündü. Uykusu kaçmıştı ama olsun gamzesi yerine gelmişti.
Niye kayboldu ve sonra niye geri geldi acaba dedi kendi kendine.
Gamzesini çalanın hayat olduğunu düşündü, çalmıştı ama yine geri getirmişti. Hayatın bu hırsızlığını tahmin etmişti aslında ama hayatı kimseye şikayet edemezdi. Hayatın bir dokunulmazlık zırhı vardı ve herkesin üzerinde hüküm sürüyordu. Hayatla iyi geçinmenin, olur olmaz her şeyini kaptırmamanın bir yolunu bulmalıydı artık. Yoksa hayat acımasızca pek çok şeyini alıp götürebiliyordu. Yok yok bundan sonra sen beni değil, ben seni kullanacağım dedi. Bunu nasıl becereceğini bilmiyordu ama hayata kafa tutmak hoşuna gitmişti. Acaba esmer kadın sabahları evden kaçta çıkıyordu? Gece vakti niye aklına takılmıştı insanların kaçta evden çıkıp döndükleri. Elinde olmadan gülümsedi. Bir eliyle de sol yanağını yokluyordu gamze yerine duruyor mu diye…
__________________
DeRSiMLi
Okullar bitince sınavlardan kurtulacağımızı sanıyorduk ama asıl sınav okul bitince başlıyormuş.Üstelik okuldaki sınavlarda istediğimiz sorudan başlayabiliyorduk.Hayat öyle sorular çıkarıyor ki karşımıza ne istediğimiz sorulardan başlayabiliyoruz ne de cevaplayabiliyoruz
Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce kafeye girerek köşedeki masaya oturur.
Garsona sipariş vermek için beklerken yan masadaki gençlerin kendisine bakarak gülüştüklerini farkeder.
Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine gülmektedirler Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam,
yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına dayanamatarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete götürerek, “Bu mu?” diye bakışanlara sorar.
Yan masadakiler yüksek sesle gülerek, “Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!” Diyerek
sırıtmaya devam ederler. Ortayaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek, “Lütfen masama
buyrun bunu tartışalım” der. Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı Sebebini anlamadığı bir utanma ve
sıkıntı hissine kapılsa da Gelip masaya oturur.
Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle, “Bu Rozet tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda,
kadınların arasında meme Kanseri bilincini yaygınlaştırmayı ifade
ediyor. Ben bu rozeti annemin adına takıyorum” der. Bu açıklama karşısında
başkalaşan delikanlı, “Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü” diye sorar. “Hayır” diye cevap verir
orta yaşlı adam ve devam eder:”Annem sağ. Küçük bir çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı
saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için dua
ediyorum. “Hımmm” diye kekeler delikanlı. “Bu rozeti karım için takıyorum” diye devam eder
orta yaşlı adam. Karınız da herhalde iyi” diye sorar dilekanlı. “Evet, evet” der adam Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı olmuştur her zaman.
23 yıl önce sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle. Karımınsağlığı için tanrıya şükrediyorum.” “Sanırım kızınızın sağlığı için de
takıyorsunuz?”Hayır…Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle kaybettik. Yaşınınçok genç olduğunudüşünerek ihmal etmiş
memesinde farkettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.”Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir
ifadeyle,”Çok üzgünüm bayım. Özür dilerim” der…Orta yaşlı adam “Kızımın anısına öğünerek takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede
çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şiimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş” deyip cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini
uzatırken, delikanlı öne eğilir ve Yardım edebilir misiniz?” diye mahçup mahçup sorar. Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı’ ndan Dr. Can Gürbüz gönderdi..
Öykünün altına bir de not düşmüş: “Bir mumun, diğer mumu yakarak Aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey yoktur..
… Tüm aydınlıklar kadınların olsun…”
“Sevdiğin kadar sevilirsin”
Yaşlı bir bey,sabah erkenden evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.Hemşireler pansuman yapmışlar,biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.
Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu,röntgen istemediğini söylemiş.Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar; “Eşim huzur evinde kalıyor,her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim,gecikmek istemiyorum” demiş.Eşinize bir haber iletir,gecikeceğinizi söyleriz deyince, yaşlı adam üzgün bir ifadeyle “Ne yazık ki karım alzheimer hastası, hiçbir şey anlamıyor, hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” der…
Hemşireler hayretle “Madem sizin kim olduğunuz bilmiyor, neden hergün onunla kahvaltı etmek için koşuşturuyorsunuz?” diye sormuşlar…
Adam buruk bir sesle; “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum” demiş…
Budur iştee sevmekk… Her zamann… Daima… Hep…
Açacağınız konularda size yardımcı olabilecek bazı konular /linkler
Sitede “Arama Yaparak” Konu Açma
Siteye online video sitelerinden video ekleme resimli anlatımlar
Konulara /Mesajlara “Buradan İndirin, Tıkla” gibi kelimelerle link ekleme
Herhangi bir sitedeki resmin linkini alarak siteye ekleme
Üye giriş şifresini ve kayıtlı mail adresini değiştirme
Foruma Eklenti Ekleme
İmzalarımızdaki resimler !
İzlediğiniz videoyu indirme
Foruma anket ekleme
Foruma yazılan son mesajları nasıl görürüm
Daha önce açılmış konu açmama
Konu Açacakların Dikkatine
Foruma Resim Ekleme
Rapidshareden Dosya İndirme
Üstteki yazılara tıklayarak o konular hakkında bilgi alabilirsiniz…
yaşında
Baba : Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçük şey benim kızım mı?Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı : Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba : Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı : En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba : Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı : Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim. Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba : Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
Kızı : Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında
Baba : Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı : Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor.Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba : Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi.Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
Kızı : Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında
Baba : Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki…
Kızı : Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba : Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı : Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor.Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında
Baba : Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı : Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah’ım onu benden alma!
50 yaşında
Baba : Dünyada mutlu kal kızım !
Kızı : Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım.Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol. Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben,arada sırada işaretler yolla mesela. Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın : Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım.Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü “keşke”lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum.Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
Binlerce gözüyle, boşluktaki adam uzanır, düşsel bir incelikten onu kendi gecesine alır…
__________________
BiLiyorum çok çirkinim. Kentin içine girsem beni dışarı kusar.. Oysa ben iç kanamaLı bir hastayım ve kendime göLgesiz bir akşamüstü arıyorum..
Sürgün yanLarımdan vurgun yemek hoşuma gidiyor.
Her gece ..
ilk dogdugu günden beri herkes onun gözlerine bakar “Ne güzel gözlerin var” derdi. Gerçekten de güzel bir kiz çocuguydu. Mavi gözleri, altin sarisi saçlari ve sevimliligi gittigi her yerde herkesin dikkatini çekerdi.
Her seferinde herkes onun mavi gözlerine imrenir, mavi gözlerle ilgili övücü sözler söylerlerdi. Annesi onu dizine yatirir “mavi gözlüm” diye severdi Günler geçtikçe kiz mavi gözlerinin bir ayricalik oldugunu güzelliginin, kendisi ile ilgilenilmesinin sirrinin mavi gözleri oldugunu kesfetti. Henüz üç dört yaslarinda idi. Her arkadasinin göz rengine bir kusur buldu. Gözleri maviden baska olanlarla dalga geçiyor, onlarin gözlerini alaya aliyor ve ne kötüsü gözlerinin maviligi ile büyükleniyordu. Annesi çalisan bir kadindi, ise gittiginde onu krese birakiyordu. Çocuk anne sicakligini duyamamanin ezikligi ile sürekli agliyordu. Bakicilari ne kadar iyide olsalar annenin yerini tutamiyorlardi. Günlerden bir gün yine annesi onu krese birakip ise gitti. Çocuk arkasinda aglamaya basladi. Bir türlü susmak bilmiyordu. Diger çocuklar ve bakicilar rahatsiz oluyordu. Bakicilardan biri küçük kizin mavi gözlerinden dolayi kaprise girdigini, onlarla övündügünü biliyordu. Aglayan kizin yanina geldi ve ona ” Tatlim; eger aglarsan mavi gözlerin kahverengi olur” dedi. Dakikalardir aglayan kiz bir anda sustu. Bakicinin gözlerine bir daha bakti. Arkadaslarinin gözlerine bir daha bakti ayricalikli olmanin mavi göz oldugunu yeniden hatirladi. Bakiciya emin olmak için sordu – Gerçekten aglarsam mavi gözlerim kahverengimi olur? – Evet hem de sonsuza kadar. Mavi gözlü kiz ne zaman aglamaya kalksa ona hep “mavi gözlerinin kahverengi olacagi” hatirlatildi. Bu durumu annesine söylediklerinde annesi de bir kahkaha atti. Çocuk evde aglamak istediginde de annesi “aglarsan mavi gözlerin kahverengi olur” dedi. Kisa bir zaman sonra bu durum kizda bir saplanti oldu kisa zaman sonra mavi gözlerini kaybetmemek için yillarca aglamadi. O aglamadigi için herkes mutlu idi. Kresteki bakicilar o aglamadigi için daha fazla kahkaha atmaya zaman buluyorlardi. Annesi o aglamadigi için evde ki islerini kolay yapiyor, makyajina zaman daha fazla zaman ayriyordu. Yillar geçip gitti kiz büyüdü serpildi mavi gözleri sari saçlari ile güzel bir kiz oldu. Yirmi yaslarina gelmisti. O mavi gözlerinden sari saçlarindan dolayi bütün gözler her zaman oldugu gibi ondaydi. Annesi onun bu güzelligi ile gurur duyuyordu. Bir bahar sabahi uyandiklarinda mavi gözlü kizin annesinin hasta oldugu anlasildi. Doktor, doktor gezdirdiler derdine bir türlü çare bulamadilar. Gitmedikleri doktor kalmadi. Kadin mavi gözlü kizinin gözleri önünde eriyordu. Mavi gözlü kiz annesinin bu durumuna üzülmesine ragmen gözlerinden bir damla yas gelmiyordu. Bir gün; mavi gözlü kizin babasi bir komsularinin tavsiyesi ile ermis bir adama götürdü hasta kadini. Ermis kadina bakinca “bu derdin sadece bir çaresi var” dedi. “Üç gün üç damla göz yasi içecek dördüncü gün ayaga kalkacak” dedi. Herkes sevindi. “Bundan kolay ne var” dediler. “Birimiz aglariz içiririz göz yasimizi” dediler. Ermis “kolay gibi görünüyor ama o kadar kolay degil, bu göz yasi mavi gözlü olan kendi kizinin göz yasi olacak” dedi. Eve geldiklerinde mavi gözlü kizin göz yasini istediler. Annesini çok seven mavi gözlü kiz onu kurtarmak için aglamak istedi günlerce aylarca ama gözünden bir damla yas gelmedi. Mavi gözlerini kaybetmemek için yillardir aglamamisti, bu sebepten aglamayi unutmustu. Mavi gözlü kiz bir türlü aglayamiyor, günler geçtikçe annesi gözlerinin önünde eriyip gidiyordu. Topu topu üç damla yas çikaracakti gözünden. Ama olmuyordu. Bir gün günbatiminda kadin kizini yanina çagirdi. Kizinin dizine kafasini koydu. Açik pencereden batan günesi göre biliyordu. Bir ah çekti” Ben ölürsem üzülme kizim suçlusu sen degilsin, ben senin göz yaslarini kurutarak kendi ölümümü kendim hazirladim. Ben öldükten sonra bir gün aglamani dilerim” dedi. Annesinin bu sözlerine o kadar duygulandi ki gözleri dolmustu. Her an aglayip, annesini kurtarabilirdi. Biraz daha zorladi kendini ve gözlerinden bir damla yas süzülerek yanaklarindan akmaya basladi. Yanaklarindan süzülen damlalar annesinin dudaklarina düstügünde dizinde soguk bir bedenin varligini hissetti. Mavi gök yüzünü siyah bir örtü kaplamis artik gün batmisti.
ALINTIDIR.. VERİLDİYSE ÖZÜR DILERIM 