4520yeni
ldattın Beni Civcivim
Aldattın Beni Civcivim,
Ben hayata yeni başlarken,
Bende sevdiklerimi aldattım
Hayatta kalacağım diye
Aslında aldatmış sayılmazsın
Çünkü beni sevmiyordun
Çektiğim mesajları gösterdin annene
Bir daha seni aramayayım diye
Bak aradan 4 yıl geçti
Senin başkalarıyla başka yerlerde
Benim ise duvarlarla yüz geçirdiğim tam 4 yıl
Senin gülüp eğlendigin benim ise mesajlarını beklediğim tam 4 yıl
Kilitlendi yüreğim
Ayrılıklara………..
Sustu bu gece dostlarıma
Düşman bakışlarım kendime
Alışacağım
Neye olduğunu bilmeden
Yağmur yağıyor
Ben yağıyorum
Sabaha kadar seyrettiğim damlalar
Gözlerimin buğusuna karışıyor
Bardaktaki son damlayım
Taşacağım
Savaşıyorum kendimle
Kanlı bıçaklıyım yine
Şarabın tadındayım
İçtim efkarıma
Duygusuzca yazdığım birkaç kelimem
Valizim ve ben
Yolculuk var….
Toplandım
Gitme dur diyen olmadı
Ben de gittim
Anlatamadığım bir çok sözcük var
Konuşmadığıma şahit olduğum
Saatler olmuş
Aram iyi değil dakikalarla
Tanımadığım ya da hatırlayamadığım
Tanıdıklarım olmuş çevremde
Ben unutmuşum
Kaç gece olmuş kağıt kalem elimde uykuya dalmışım
Bozmuşum yeminlerimi
Hak etmediğim aşkta
Kararlar almışım
Kaç kez caydığım
Nedensiz olmuşum bu hayatta
Maziye karışan bir ben olarak yaşamaya
Mevsimler kışa girerken bende
Sonbaharın demini yaşamışım
Yapraklar düşerken sokaklarıma
Bende düşmüşüm sararak
Kendimi feda ederek kapattım
Bensizliği seçerek
Siz hiç
Sevginizin toprağa gömülüşünü izledinizmi
Ben hergece ziyaret ediyorum
Üzeri solmuş çiçeklerle kaplı o karanlık mezarı
Her gece izleyerek hayaller kurarak uyuduğunuz
Sevgilinin resimlerinin duvardan inerek
yerini almış koca bi boşluk
Ondan gelecek tlf beklediğiniz
Sesin yerini alan
Çıldırmış bi sessizlik
Bitmiş sözcükler
Sevildiğinizi sandığınız anda
Karşılaştığınız ölümcül darbe
Kaç kez ölür insan
Yaşadığınızı sadece hissettiğiniz
Sıkışan nefeslerinizden anladığınız
Kaç gece
Sürer bu dediğiniz
Bitsin bu acılar bitsin bu kendinize olan öfkeniz dediğiniz
Midenize saplanan korkunç acı
Bencillikle örülen kaleler
Uzaklara fırlatılan anahtarlar
Ulaşamayacağınızı bile bile
Dilinizde yeminler,
Oysa
Daha siz değilmiydiğiniz
Saçlarınızı sevgiliniz için tarayan
Siz değilmiydiniz
O her aklınıza geldiğinde
Yüzünüzde açan çiçek tadında gülücükler
dağıtan
Oysa
Daha çok kısa zaman öncesine kadar
Etrafınıza neşe veren
Onun için giyinen
Aynalara bakıp şarkılar söyleyen
Her karesinde ona sevginizi sunduğunuz hayaller kuran
Hayata daha bir ümitle bakıp
Bu aşkın size tanrıdan armağan olduğunu düşünen
Hayatta böyle sevmekte varmış diyen
Belki de ilk defa
Kuş cıvıltılarını duyduğunuz zamanlar
Vardı
Papatya falı bile baktınız
Aşkından sarhoş olan insanlara gülerken
Aynılarını sizde yaptınız
belkide
Hayatınızda ilk defa
Sevdiniz……..ölümüne
Şimdi
Karanlık mezara dönmüş bi şehir
Sizi anlamayan yüzlerce dost
Tanımadığınız bakışlar
Onlar sizi anlayamazlar
Sizdeki büyük değişimi
Karanlığını
Gidişi
İsyanı
Tıpkı beni tanımadıkları gibi
Yakınımda istemediğim yüzlerce insan
boş bakan ben
Boş duvarlar
Mezara dönmüş bi kalb
Yorgun bir beden
Şehirler anlamsız
Söylediğim ama duymadığım
Yüzlerce kelime
Anlamadığım bir ben
Göremediğim ama saatlerce baktığım
Deniz
Kokusu ve ben
Dalgaların sesinde duyduğum
Son söz
Nereye kadar ?
Tükenişim
Aslında kendimle olan sorun ne
Onuda bilmiyorum
Ben bile anlayamıyorum
Kendimle olan savaşımı
Sus diye her bağırdığımda
Kendime ………
Daha bir çığlık duyuyorum içimde
Bir sigara daha yakıyorum
Kaçtane içtiğimi ancak
Kültablamdaki izmaritten anlıyorum
ölümüme kaç tane kalmış ona bakıyorum
Balkonumda gecenin bi yarısında
Geçen arabaları sayıyorum
Ne anlamı var bilmeden
Yaptığım bir çok şeyin
Anlamını bilmeden
Susuyorum
İnadına tüketen bi intikamla susuyorum
Kan kaybeden benliğime
Bakarak susuyorum
Susmaya devam ederek
Kimseye zararım yok dokunmasınlar bana
Dostlarımın bana söylediği
Laflara tıkalı kulaklarım
Boşver değmez dedikleri şeyler anlamsız
Onlar bilmiyor benim canımın neye yandığını
Bilemezlerki
Sanki anlayabilirlermiş gibi
Nasihatlar
Ne gerek var
Dinleyen bir ben yokken
Kızgınlığım kendime bu kadar büyükken
Belki bi gün dönerim yeniden
Ama
Şimdi gitme vaktidir
Valizim ve ben
Son gemi geldi limanıma
Karanlık azgın sulara
Gidişim
Fırtınanın orta yerine
Yapayalnız………………..
Dilimde bi nakarat
bir kendim bir ben gidiyorum !!!!!!!!!!!
gidesim var buralardan çekip
yenilesim var hayata
son defa kollarına sığınıp can veresim
ruhumu bedenim den ayırasım var
bitsin artık işkence diye
bak kanlı ellerime
kalbimin kanı bulaştı
söküp atasım var onu yerinden
seni yok etmek için
zehirli bi sarmaşık gibi sardıkça her yerimi
benim kendimi öldüresim var
git ruhumdan artık
git hayatımdan
bu gece düşlerimi silip
ölüme yenilesim var
ayazda kalmış ayyaş ruhumu
köprü altı karanlığına
gidip kaybedesim var
bırakın dostlarım
ellerimi tutma çabasını
kimsiniz siz
hanginiz acılarımın içindesiniz
rollerinizi bir bir yüzünüze vurasım var…
Zenginlik-Başarı-Sevgi
Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının
karşısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaşlıyı
görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliğiyle evine
davet etti; “Burada böyle oturduğunuza göre, üçünüz de
kesinlikle acıkmış olmalısınız” dedi. “Lütfen içeri gelin,
size yiyecek birşeyler hazırlayayım.”
Üç yaşlıdan biri, kadına, eşinin evde olup olmadığını sordu.
Kadın, eşinin biraz önce çıktığını, şu anda evde olmadığını
söyledi. Yaşlı adam, başını iki yana salladı; “Eşiniz evde
değilse, biz de davetinizi kabul edemeyiz” dedi.
Akşam eşi geldiğinde, kadın karşı kaldırımdaki yaşlı
adamlarla arasında geçen konuşmayı anlattı. “Senin evde
olmadığını öğrenince, içeri girmek istemediler” dedi.
Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince, kadının
eşi üzüldü. “Bir bakıversene dışarı” dedi. “Hâlâ
oradalarsa, şimdi davet edebilirsin eve.”
Kadın kapıyı açar açmaz, karşı kaldırımdaki beyaz
sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı. “Eşim geldi,
şimdi evde” dedi ve onlara davetini yineledi; “Yemeğimizi
birlikte yemek için sizi şimdi davet edebilir miyim evimize?”
Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi; “Biz
hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz” dedi ve kısa bir
duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı; “Sağ
yanımdaki arkadaşımın adı: Zenginliktir. Bu yanımda
oturan arkadaşımın adı: Başarı, benim adım ise Sevgidir.
Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi,
kadına ilginç bir öneride bulundu: “Şimdi evinize gidin
ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın” dedi.
“İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize.
Hangimizi davet etmek istediğinize karar verin,
sonra gelin, kararınızı bize bildirin.”
Kadın, Sevginin önerisini eşine anlattığında, adam
sevinçten göklere fırladı. “Aman ne güzel, ne güzel” dedi.
“Hangisini davet edeceğimizi bize bıraktıklarına göre,
biz de içlerinden Zenginliği davet ederiz ve
evimiz de bir anda zenginliğe kavuşmuş olur.”
Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi.
“Başarıyı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiş
olmaz mıyız, kocacığım?” dedi.
Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına,
içerideki odada bulunan gelinleri de kulak misafiri
olmuştu. Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi.
“En doğru karar, Sevgiyi davet etmek değil midir?” dedi. “Düşünsenize, evimiz bir anda sevgiye kavuşacak.”
Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de
çok hoşlarına gitti. “Tamam, en doğru karar bu olacak”
dediler. Sevgiyi davet edelim…”
Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu; “İçinizde hanginiz
Sevgi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun…”
Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı.
Arkadaşları da ayağa kalktılar ve Sevginin arkasından,
onlar da eve doğru yürümeye başladılar. Kadın, büyük bir
şaşkınlık ve heyecan içinde, Zenginlikle Başarıya sordu:
“Siz niçin geliyorsunuz? Ben yalnız Sevgiyi davet etmiştim.”
Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler:
“Eğer içimizden yalnız Zenginliği ya da Başarıyı
davet etmiş olsaydınız, davet edilmeyen ikimiz dışarıda
bekleyecektik. Fakat siz Sevgiyi davet ettiniz. Bu durumda
üçümüz birden gelmek zorundayız evinize.”
Ve kadının “Niçin?” diye sormasını beklemeden,
Zenginlik ve Başarı sözlerini şöyle sürdürdüler:
“Çünkü Sevginin olduğu her yerde, biz Zenginlik
ve Başarı da her zaman, onun yanında oluruz.
Martılar
Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış.
Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve
tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış.
Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları
ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır,
ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış.
Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü
delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze
gelmişler… O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aşkla tutulmuş.
Prensesin derin bakışlarının da boş olmadığını düşünmüş ve günlerce
uyuyamamış. Fakir delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi
bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de
onu tutulmuş onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış.
Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın
bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler.
Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda
saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılan delikanli ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duydugu aşkını anlatmış.
Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına
dayanamayarak delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş.
Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş…
Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı
prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış…
Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış
ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar… Zamanla
prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar
aracılığı ile iki gencin arasındaki aşk iyice büyümüş. Ta ki… Bir sabah
sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine
ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii
korkulduğu gibi olmamış… Martıların bile aracı olduğu İki gencin
arasındaki büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve
ağlayarak kızına sarılan kral, hemen bir gemi göndertip fakir
delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.
Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup
yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen
martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş.
Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için
yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı
arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek
için gagasını açtığında mektubu düşürmüş. Tüm martılar hep birlikte
mektubu aramaya başlamışlar. Fakat bir türlü bulamamışlar…
Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu
mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış… Biraz
ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış…
Prensesin kendisini artık unuttuğunu, istemediğini, martıların da onun için
yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini
fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan habersiz kralın
gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni ile karşılaşmışlar…
İşte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup,
o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi
düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar.
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya
daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere,
kalp nakli için ilân vermişlerdi… Canını feda edecek birini arıyorlardı…
Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.
Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu…
Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı… Yine de
engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına,
fakir ama onu seven sevgilisi… Her gün aynı şeyleri düşünüyor,
anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu…
“Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var” demişti
delikanlı… Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu…Sevgiye muhtaç biri,
sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki… Ama olmamıştı işte,
dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş,
onları ayırmıştı… İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi…
Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi…
Ayrılıklarından bu yana beş bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti…Her günü zehir,
her günü hüsran… Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini
kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı
bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı…
Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı,
bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini
seyrederdi… En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş,
koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu.
Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa,
kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama… Zaten artık ölüm umrunda
değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki…
Tekrar o geldi aklına… Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık…
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek
istemiyordu… Sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle
paylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini
silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha
ağır geliyordu genç kıza… Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada…
Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti.
Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler
içinde daldı… Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı…
Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı…
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti…
Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir
türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu…
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı… Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu…
Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay değildi, bir aya kalmadan geçer demişti doktor.
Aylar geçmişti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün
onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine
dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle…
Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti.
Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne
olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta… Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip
oturdu yavaşça… Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya başladı.
“Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim… Her
günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da artıyordu…
Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da
hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım… Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce
ağladım… Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım… Ve bir gün her şeyi değiştirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim.
Ve değerlendirdim… Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye…
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık…
Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece…Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi
bildiğini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi… Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona… Seni senden bile çok seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim…
arkadaşlık üzerine….
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermiş. “Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak” demiş.
Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış. Sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış. Babası onu yeniden tahta perdenin önüne götürmüş. Gence:
“Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden bir çivi çıkart” demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası ona “Aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak” demiş.
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kotu kelimeler söylenilir. Her kotu kelime bir yara (delik) bırakır. Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir.
Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur seni dinler sana yüreğini acar” demiş.
HAYATA OLAN BAŞKALAŞIM
Zor bir günün akşamı… Gün yerini terk ediyor geceye doğru. Klavyemin başında parmaklarım dolaşıyor harflerin üzerinde. Bir sıkıntı bir bıkkınlık… Yaşama dair olan ne varsa hepsinden bir kaçış… Evet, bir kaçış akşamı idi o gün sanaldaki arayışım… Chat odasında bir birini tıklayan ve bir kaç saatliğine de olsa sanal âlemde kendine yeni bir soluk arayan insanlar…
Gergin bir sohbetle başladı sevgilimle tanışmam. Ama devam etti sohbet kâh sinirlerimiz gerilerek kâh da gülerek… Ve nihayet telimi verdim ona, öylesine, hiç bir beklenti olmadan aslında… Beklemiyordum da aramasını… Ama aradı… Seslerin titreştiği, garip bir heyecanın içimi kapladığı o anlar ne kadar sürdü şimdi hatırlayamıyorum…
Devam etti bu sohbetlerimiz, cep telefonlarının hatlarında oyalandık bir süre… Sabırsızlıktan kaynaklanan bir kararla ilk randevular verildi ve nihayet gerçek dünyaya inecektik… İndikte…
…
Hayallerimiz vardır… Bende kurarım… Denize ve onun mavisine olan tutkunluğum grup saatlerinde çok hayeller kurdurdu bana… yanıbaşımda oturan bir sevgilinin hayali ile dans ediyordu dalgalar… Dalgalar sahile her vurduğunda içimdeki yaralı kalbi dövüyordu sanki… Deniz kabukları ve su yosunları dışında bir şey gelmedi o dalgalardan… Bense mavi düşler kurdum o sahilde…
…
Ve masa başındayım… Hiç bir şey yokmuş gibi oturuyorum ve düşünüyorum önce ölümü sonra sensizliği düşünüyorum aşkım
Artık sahilde tek başıma mavi düşler kurmuyorum… Martıların çığlığında aramıyorum sevdiceğimin sesini… Boş kâğıtlara dökmüyorum içimdeki sızıları… Dalgaların sahile bıraktığı deniz kabuklarını da sevdiğime gönderiyoruz denizin koynuna… Hayata dair ne varsa yaşıyoruz sevgilimle.
Yalancı:
Evet yalancının biriyim ben.
Her sözüm yalandır benim.
Her söylediğim düşündüklerimle ters.
Ve ”Ben seni hiç sevmiyorum!” diyorum.
Belki:
Yandıkça parlıyor gözlerim.
Bakışlarım alışılmadık.
Sade ve kaygısız belki.
Belki o yüzdendir.
Belki artık seni sevmediğimden…
Sıcacık:
Gönlünü ılık tut,kalbini açık.
Belki birgün olur sıcacık.
Neden Olmasın?:
Neden olmasın?
Neden eskiler unutulmasın?
Neden yeniden doğulmasın?
Neden iyilikle yaşanmasın?
Üzün kendinizi ,yaranıza tuz basın.
Üzülün ki yaşanacak neden kalmasın!
Çamaşır Suyu:
Kim demiş “Her iyinin içinde bir kötü var” diye.
Teslim et kalbini unut bu kuruntuyu.
Çünkü benim gönlüm çamaşır suyu.
Ekmek Parası:
Ekmek parası derdinde herkes,
Ekmek parası.
Kenarda ciğer ekmek yiyen şoför ekmek parası.
Ciğerci ,ekmek parası.
Ekmek satan fırıncı ,ekmek parası.
Ve en acısı da şudur ki dostlarım;
Şiir yazan ,ekmek parası.
Şair olurum diye:
Yine aldım kalemi elime.
Emir verdim gönlüme.
Yazın ellerim ,döktürün yine.
Bak ne güzel oldu işte.
Şiir yazıyorum gökyüzüne.
Mavi beyaz renklerle.
Herkes içinde kendini bulsun diye.
Ayrılan barışır,insan mutlu olur diye.
Belki birgün şair olur,
Ölünce hatırlanırım diye.
Masmavi:
Mavidir gönlüm ,mavi.
Gökyüzü ,denizler,şiirlerim mavi.
Çocuğumun gözleri olsa masmavi.
Anladınızmı beni?
En sevdiğim renk mavi.
Benim Dünyam masmavi.
Karasevda:
Saçların dolanır duygularıma.
Çekip gitmek ister gönlüm.
Bambaşka diyarlara.
Gözlerin nişan alır gibi kalbime.
Vur artık ,vur da öleyim.
Sensiz olacağıma kaçıp gideyim.
Gel de sığdır satırlara aşkımı.
Karasevda derler ya.
Öyledir işte!
Kara ve ebedi…
Acı Çekmek:
Acı çektirmek hoşuna giderse ,çekerim.
Daha çok yaşamak isterim.
Sırf bana acı çektir diye.
Her türlüsünü çekerim ama,
Biri hariç.
Seni sevememenin acısı!
Çölde Su içmek:
Seni severcesine.
Hemde delicesine.
Çölde su içercesine.
Gitme ne olur?!
Vakitsiz ihanetler saklar koynunda geceler
Avuçlarında hüznün damgası durur
Rüzgarlar hep acımasızca savurur
Külünü sevdaların…
Çiçeklere kin besleyen bir bahçıvandır zaman
Elinde unutmak tırpanıyla girer bahçelere
Her dem yeniden koparır
Gülünü sevdaların…
Hatıralarda kalan eski zaman şarkılarıdır
Hiç beklemediğin bir günde, hiç beklemediğin bir gece yarısında
Yeşil bir elbiseyle düşer kapına
Gelini sevdaların…
Kırık bir mızrapla vurursun ümit sazına yıldızların
Bilemezsin, anlamak istemezsin bilsen de,
Oysa unutulmuş türküler çoktan koparmışlardır
Telini sevdaların….
Külünü sevdaların….
gülünü sevdaların….
gelini sevdaların….
telini sevdaların…
Ellerim kadehte gözüm kapıda,
Geleceksin diye ödüm kopuyor,
Bu perişan yerde beni bu halde,
Göreceksin diye ödüm kopuyor,
Ben böyle değildim inan eskiden,
Ürpermezdim böyle ayak sesinden,
Belki dönüp bana beni yeniden,
Seveceksin diye ödüm kopuyor,
Kırdığım kadehte pişmanlığım var,
Beni yargılıyor her gün anılar,
Korkma durmam burada sabaha kadar,
Kızacaksın diye ödüm kopuyor,
Dışarıda yağmur var aldırmıyorum,
Masamda resimin var kaldırmıyorum,
Sevdiğin şarkıyı çaldırmıyorum,
Duyacaksın diye ödüm kopuyor.
”
“