Bulundugunuz Kategori: Hikayeler

Şehit OLursam AqLama

…AqLama…

Rich Harvest

forum

www.mmomill.com We have the Best PowerLeveling &psu meseta.psuwww.mmomill.com We have the Best PowerLeveling &aion gold.aionwww.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest chaep wow gold.wowwww.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest BLADE SOUL gold.BLADE SOULwww.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest alganon gold.alganonwww.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest chaep Dragon oath goldwww.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest Darkfall gold.www.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest psu meseta delivery.www.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest EQ2 gold.www.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest alganon gold delivery.www.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest Aion delivery.www.mmomill.com We have the Best PowerLeveling & fastest darkfall gold delivery.

wholesale nfl jerseys

Buy nfl jerseys,mlb jerseys and nhl jerseys, www.0595b.com sport jerseys online dime shop helps you to find the excellent quality and much cheap of nfl jerseys,mlb jerseys,nhl jerseys.

Pembe Şiirler

ZEYNEP

Ne kadar özenmiş yaradan sana
Ab-ı hayat oldun adeta cana
Bir damla umudun kafidir bana
Bu gönül sevgini ediyor talep
Sensizliği lügatten siliyor Zeynep

Biçareyim derbederim sarhoşum
Sevgine kahrına talip olmuşum
Derdime dermanı sende bulmuşum
Ruhuma hitap eden ne varsa hep
Her şeyi sende buluyor Zeynep

Hasta gönlü avutmak mümkün değil
Okyanusu kurutmak mümkün değil
Gül yüzünü unutmak mümkün değil
Sen oldun sanki varlığıma sebep
Aklım hep sende kalıyor Zeynep

Cemalini gördüğüm günden beri
Alev aldı içerim yangın yeri
Elinden içeyim en acı zehri
Tutuşup yanan yüreğime su serp
Bu yangın canımı alıyor Zeynep

Matlaştı hayatın renkleri soldu
Gözlerim başkasını görmez oldu
Deli gönül bahara ermez oldu
Eridikçe umudum kelep kelep
Gözlerim yaş ile doluyor Zeynep

Met cezir içinde buldum kendimi
Dalga dalga yıkamadım bendimi
Ak kağıda açar iken derdimi
Dona kaldı kalemimde mürekkep
Yazdığım yazılar soluyor Zeynep

Sanma ki bu sevda küllenir biter
Olmuşum mecnundan keremden beter
Gemileri yakarım gel de yeter
Mecnuna iki adım yoldur Halep
Aşk dediğin dağları deliyor Zeynep

Coşkun ARSLAN

Ateşinden Köz Bıraktın Geride

Çektin gittin veda bile etmeden
Perişan bir öz bıraktın geride
Sormayacağım sana nasıl, neden
Tutulmamış söz bıraktın geride

Dolaşmışsın ruhuma ilmek ilmek
Mümkünü geçmişi bir anda silmek
Umutlarımı yakıp erittin tek tek
Ateşinden köz bıraktın geride

Zavallıyım boynum büküktür benim
Hissiyatım kırık döküktür benim
Gözlerimden yaşlar dökülür benim
Aşka küskün yüz Bıraktın geride

Talihim yok imiş sevdadan yana
Kader böyle imiş ne diyim sana
Ne renk kaldı ne ses kaldı ne mana
Teli kırık saz bıraktın geride

Coşkun Arslan

Yokluğu Ecel Bana

Kaptırmışım gönlümü,
Güzel senin büyüne,
Seninle inanmışım,
Aşkın büyüklüğüne.

Hiçbir şeyin olmadı,
Senin kadar tesiri,
Gülüşünün hayranıydım,
Bakışının esiri.

Mevsim başka mevsim,
İklim başka iklimdi,
Yapraklar sarardı hep,
Güller kurudu şimdi.

Dünya gözümde sıfır,
Hayat sensiz anlamsız,
Yokluğun ecel bana,
Neylerim yapayalnız.

Duygularım yaralı,
Akıl ta dibe vurdu,
Ancak mahkûm bedenler,
Benim kadar mağdurdu.

Coşkun ARSLAN

Cesaretim Yoktur İlan-ı Aşka
________________________________________
Gülüşün başka güzel endamın başka
Cesaretim yoktur ilan-ı aşka
Halimden azıcık anlasan keşke
Sevdamı yürekte saklar dururum

Vurulmuşum sevmişim her halini
Haz verir kurmak senin hayalini
Resmetmişim o güzel cemalini
İkibir zihnimi yoklar dururum

Uykular rüyalar yarım yamalık
Mecalim kalmadı yoruldum artık
Geceler olsada zifiri karanlık
Gördüğüm düşleri aklar dururum

Aklımda sen varsın hep ruhumda sen
Sevincimde sen oldun korkumda sen
Anlatabil semde anlayabilsen
Lal olur bu dilim tekler dururum

Kırgınım dargınım sensiz hayata
Nasibmidir bilmem ermek vuslata
Zamanı iple çekerim adeta
Kavuşma gününü bekler dururum.

Coşkun Arslan

EVİNAMIN (SEVGİLİ) Ozan Deniz SARITOP


EVİNAMIZ (SEVGİLİ)

Ezım külilka dare
Ezım şeva evare
Ezım çensale lı benda te
Ez jı te pır hesdıkım EVİNAMIN

İro çıma roj tariye
İro çıma dılemın bı xewine

Tü hercar çavemıda
Tü hercar devemıda
Tü mina rıh canemıda
Ez jı te pır hesdıkım EVİNAMIN…

TÜRKÇESİ

Ağacın çiçek açan yaprağı benim
Geceyi bürüyen karanlık benim
Benim seni senelerden beri bekleyen
Ben seni susamışçasına seviyorum, ey SEVGİLİ

Güneşin yüzü, neden bügün dünyaya dönük
İçim, neden böyle figan ve hüsranla dolup taşıyor

Sen herzaman gözlerimdesin
Sen herzaman dilimdesin
Sen kan gibi damarlarımdasın
Ben seni susamışcasına seviyorum, ey SEVGİLİ…

ozan deniz SARITOP

İntihar

birşey yanlıştı sanki. senaryo tamam ama görüntü için yapılan dekorda bi hata vardı.

su tam akması gibi akıyor,yeteri kadar kırmızıya boyanıyordu küvet.
ince bir çizikle daha da kırmızı olacaktı,senaryo böyleydi. konuşma yoktu,su sesinden başka bir ses olmamalıydı,olmuyordu. herşey hazırdı.

biraz korku,çok fazla yalnızlık,bi hayli kızarmış gözler,titreyen eller… herşey usulüne uygundu..

sadece ince bir çizik,herşeyi temizleyecekti.

tam uzandı ki elleri,gök gürledi bir anda. ellerinden kaydı düştü küvete..

almak için yere eğildiğinde gözleri değdi ayak bileklerine. doğuştan var olan o küçük yağ bezesi,hiç sevmezdi onu. ama severdi ayaklarındaki damarları. kırmızı tırnaklarnı da..

sonra ellerine yöneldi gözleri..
sonra bileklerine..

öyle güzeldi ki bilekleri.
elleri ne muhteşemdi.
gözlerinden sonra en çok ellerini severdi,başka da sevilecek yeri yoktu zaten ya,umursamadı o an..

ne de güzeldi bilekleri..
kıyamadı..

küçük işbirlikçisini aldı yerden,kaldırdı.
suya bıraktı gözyaşlarını.
zaman geçti,su aktı.. su aktı,zaman durdu..

gök gürledi bir daha..
aklına atilla ilhan,o yazı geldi bi anda..

elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni

iki kelime söyleyebildi: “gök gürlüyor”

cevap gecikmedi: “tamam canım”

Özüm Mumcuoğlu

Serozdan Egusoya Mektup(lar) – Anlasana

SEROZDAN EGUSOYA MEKTUPLAR – ANLASANA

Gitti…
O gitti…
Canım gitti…
Gülüm gitti..
Bebiş gitti…
Ve hazan için vaktim geldi…
Güneş,güne küsmedi;gece hükmetmeye başlamadı,gidenler ve kalanlar için.
Seni hatırlamak adına gece nöbetlerim başlamadı daha.
Eguso…
Hala dinler misin türkülerini?
Hadi aç beraber dinleyelim.
Tanrıdan dileyelim bu kadar dilek…
Dizinde yatmak…O yâr’in yüzünü bir daha görmek…
Oysa,dizlerimde uyuduğunu daha dün gibi hatırlıyorum.
Saçlarını elimle taradığım vakit,şehir susardı.
Karanlığa gömülürdü İstanbul.
Ve biz öykümüzü (aşkımızı) üç büyük şehirde de yaşadık.
Daha çok İstanbul semalarıyla…
Aslında bu yazı;özlem dolu satırlarla dolmalıydı.

Biliyorsun ki,sana karşı hep dürüst oldum eguso…
Hala da öyleyim…
Görmek istediğin gibi…
Ve senin görmeni istediğim bir şarkının sözleriyle noktalıyorum mektubumu.
Bir gece vakti;yine kendini boşlukta hissettiğin bir anda dinle bu şarkıyı.Bizim şarkılarımıza bir yenisi daha eklensin bu gece…

‘Her sevincin her kederin, en ölümsüz sevgilerin
Sonsuz denen göklerin her şeyin bir sonu varsa
Ayrılıkların da sonu var, bir gün çıkıp geleceksin
İçimde bir ümit var, yeniden seveceksin

Yıllar varki ben böyle
Bekliyorum özleminle
Anıların, umutların kaldı bende

Anlasana Anlasana
Biraz da gerçekleri anlasana

Senden ayrı günlerimi, sana nasıl anlatsam ki
Mevsimsiz çiçekler gibi, yarım kaldım inanki
Sensizliğin acısını, sen nereden bileceksin
Sen hiç sensiz kalmadın ki, mevsimleri saymadın ki…’


Bu yazıyı Sercan Taşkıran Yorumuyla Dinlemek için..

Ceren Pınar – Ağlama Küçük Kız

Ağlama küçük…
O gidecek, düzen böyle, o böyle;sen bilmezsin, bilemezsin…

Ben yaşadım ben tanıdım onu, gözlerine de baktım bir gece vakti susarak, ellerine de dokundum telaşlı, yıldızlardan bile kıskanırdım bir zamanlar bu öyle bir şey ki anlatsam, anlamazlar.

Aşklar gerçek değil aslında,söylesem kızar mısın?

İnkarı hak sayar mısın küçük? Sen bilirsin.

Gerçek öptüğünde seni bir gece vakti ayrılırken, uykularını da gülüşlerini de alacak giderken ve sen karanlığın ortasında günlerce, aylarca belki de bir ömür boyunca yalanı bekleyeceksin sana dönsün diye…

Sahteliğine bile boyun eğeceksin, içindeki o zavallı o çaresiz ses sayıklayacak defalarca ”yeter ki gelsin”.Gelmeyecek küçük, geri dönmeyecek. O böyle çünkü ne ben ne sen ne de bir başkası onu değiştirmeyecek, hiç bir aşk buna yetmeyecek, o sahte bir bahar yaşatacak mevsimsiz, kayıp zaman aralarında çiçeklenecek ve solduracak bu baharın çiçeklerini bir akşam sabahına yeni bir tende çiçeklenecek.

Küçük, sen bile büyüyeceksin günün birinde ama o hiç büyümeyecek.

Yıldızlardan medet umacaksın sende benim gibi, kâğıtlara fal açacaksın, sade bir kahvenin şekeri olacak o senin için, hayal ettikçe anlamları çoğaltacaksın…

Onu sevmeyeceksin Küçük,sadece öyle sanacaksın.

O devam edecek yoluna senin kalbini tamamlanamamış bir şiir gibi buruşturup atarken, yeni kafiyeler yeni mısralar karalayacak ruhuna, senin kırık döküklüğüne aldırmayacak bile hatta ezbere bile bilmeyecek tek bir heceni, yeteneksiz bir şair, ucuz bir romancı gibi başka sayfalara yazacak senin sözlerini, senin kelimelerini çalacak ayakta tutabilmek için kendini, sense sürekli tekrar edeceksin içinden giderken yarım bıraktığı o şiiri.

Küçük yapamazsın sen onunla, bu bahardan sonra bir daha açamazsın, acıyı taşıyamazsın henüz bir hiç uğruna ağlayacaksın. Sen onu benim kadar iyi tanıyamazsın.

Ben yaşadım… Yarım kalmışı yazmak için geri dönmüştüm hayata, yalancı bir baharda açmak değildi niyetin… Yorulmuştum inan çok yorulmuştum. Uykular bile avutmuyordu o zamanlar yıldızlar saklamıyordu, gece kandırdı beni yıldız oldu gözleri ve ben sabaha kiraz çiçekleri gibi âşık ve bembeyaz tepeden tırnağa.

Uyandım. Tek kişilik bir oyundu oynadığım, sahte bir mutluluk, geçici bir bahardı benim ömürlük saydığım…

Küçük bende tıpkı senin gibi kendi kendimi kandırdım, baharları bilirsin esas mevsim değildir onlar aralarda saklanırlar, kısacık ve zamansız mutluluklar yaşar insan sonrası deli bir yalnızlık sonrası hüsran.

Ben onun bıraktığı yerde kalmadım ama vazgeçtim beklemekten, yalancı baharları sevmekten.
Çoktan vazgeçtim.

Hem nefret ettim hem de anladım onu… Anladım ki bu yalanda bir tek o değil suçlu… Küçük bu her insanın yaşadığı bir duygu, eksilten ya da çoğaltan sen olacaksın besleyerek onu…

Yaşama demiyorum kimseye hükmüm geçmez, biliyorum öyle bir şey ki bu bit demekle bitmez sadece koru kendini Küçük kanma onun baharına o ki kısa bir zaman sonra çiçek açtıracak bir başkasının dallarına…

Sen bembeyaz çiçeklerini, gözyaşlarını, sevinçlerini harcama onun uğrunda.

Sorma şimdi geçmişi sorgulama sadece bil ki geçen baharın ayazı hala avuçlarımda şimdi aşık değil belki ama kırgın, suskun ve de kayıp tepeden tırnağa.

Ceren Pınar Kaleminden

SILA MEKTUBU – Ozan Deniz Sarıtop

SILA MEKTUBU

Sırça
Oylum dişine
Mavi su
Yeşil vadi
Eteklerinde bereketli toprağın
Yüzünde ay ışığın
Kazınıpta içine diri diri konduğum
Hülyasına
Gamzesine
Ben kurban

Siğnemi daraltır
Kanımı kurutur
Hasrete dört mevsim
Dört koca asır kararır
Ele güne karşı
Muradım sararır
Endamına
Zülfüsüne
Ben kurban….

ozan deniz SARITOP

Sercan Taşkıran – Eksik Kalanlar

Her seferinde canımın acımasının biraz daha azalacagını düsünürdüm
hep.
Ama azalmıyor ; yıllar geçtikçe daha da çogalıyor can acısı.
Gençlik yıllarında böyle durumlarda baska seyler düsünmeye
calışırdım.
Hatta hatırlıyorum, ilk sevdigimden ayrıldıgımda daha dogrusu terk
edildigimde çok canım yanıyordu. Kendimi avutmak için bir yol
bulmuştum;
takvim yapraklarıyla oynuyordum.Her gün büyük bir özenle koparıyordum
sayfaları,
” ooh bir gün daha eksildi ” diye.
Her gün ” bugün bir dakika daha uzadı, daha geç karanlık olacak ”
diye.
Ve her geçen gün canımın acısı daha çok azalacak diye !
Ama bugün fark ettim ki herkesin çok şaşırdıgı bir sürü gereksiz
bilgiyi
o
zamanlar ögrenmişim.
Takvim yaprakları ne kadar çok sey ögretirmiş megerse bana !
isterseniz size Kırlangıç Fırtınası’nın ne zaman olduğunu
söyleyebilirim
ya
da cemrelerin ne zaman düştüğünü…
Hatta zeytinyaglı biber dolması tarif edebilirim.
Öyle hafifletmiştim canımın acısını o zamanlar. Ne iyi etmişim de
aşık
olmuştum.
Sonra ikinci sevgilimden ayrılmıştım.Daha dogrusu yine terk
edilmiştim…
Başka vücutlar istemişti canı. Çok canım yanıyordu.
Kendimi avutmak için yine bir oyun bulmuştum, yazarların kronolojik
sırayla
kitaplarını okuyordum.
Artık onu telefonla aramamam için kendimle mücadele etmem
gerekmiyordu.
O zamanlar anlamıştım insanın kendisiyle mücadelesinin ne kadar
yorucu
olduğunu !
Mesela onunla nasıl bir yerde karşılaşırım diye planlar yapmam
gerekmiyordu.
O zamanlar anlamıştım insanın kendisiyle oynadığı oyunların ne kadar
yorucu
olduğunu.
Ya da telefon 10 dakika içinde çalarsa beni arayan O ‘dur diye bitmek
tükenmek bilmeyen on dakikalar beklemem gerekmiyordu. Aslında o
zamanlar
anlamıştım on dakikanın bazen bir asır oldugunu.
Yoldan geçen 3. araba kırmızı olursa tekrar barışacağız diye dilekler
tutmam
gerekmiyordu…
O zamanlar fark etmiştim trafikte ne kadar az kırmızı araba olduğunu
!
Ama bugün fark ettim ki, bugün çok az kişinin bildiği ve okuduğu
yerli
roman
ve hikaye yazarlarıyla o zamanlarda tanışmıştım. Nihat Sırrı Örik,
Kerime
Nadir, Muazzez Tahsin Berkand, Ethem ızzet Benice,
Kemal Tahir, Vedat Türkali, Orhan Pamuk ve diğerleriyle…
Ve şimdi fark ediyorum ki , ne kadar çok şey öğrenmişim o
romanlardan,
hikayelerden, yazarlardan…
Ne iyi etmişim de aşık olmuşum…
Sonra üçüncü sevgilimden ayrılmıştım, dogrusu bu kez de terk
edilmiştim.
Başkasına aşık olmuştu.
Yine canım çok yanıyordu.Kendimi avutmak için bir oyun bulmuştum, Aşk
şiirleri okuyordum, terk edilmek üzerine.
BaŞKALarININ da terk edildiğini çok canlarının yandığını görmek ve
anlamak
acımı hafifletiyordu sanki.
ilk ben değilim terk edilen diye düşünüyordum.
O zaman ezberlemiştimAtilla ilhan’dan ” ben sana mecburum bilemezsin,
adını
mıh gibi aklımda tutuyorum ”
dizelerini, o zaman ezberlemiştim
Murathan Mungan’ın ” ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda, kirli ve
umutsuz
geçmişim ” mısralarını ve
Ahmed Arif ‘ten ve Kavafis ‘ten aşk dizelerini.şimdi fark ediyorum ki
ne
çok
şey öğrenmişim oşiirlerden.
Ve ne iyi etmişim de AŞIK olmuŞum…
Sonra uzunca bir dönem yeni bir aşkı yeni bir sevgiliyi beklemeye
başladım.Çok bekledim. Sabırla.
Biliyordum gelecekti bir gün. Bu bekleme döneminde de bir oyun
bulmuştum
kendime.
Ne kadar tiyatro oyunu varsa gidiyordum kudurmuş gibi !
Ne kadar film varsa onları seyrediyordum hiç kaçırmadan.
ışte o zamanlar öğrendim benden başka bir sürü aşk bekleyen insan
olduğunu.
Ve o zaman öğrendim beklemenin de bazen bir keyif olduğunu ve insana
çok
şey
öğrettiğini…
Ne iyi etmişim de beklemişim aşkı…
Hep bana soruyorlar nereden biliyorsun bu kadar çok şeyi diye,
dilimin
ucuna kadar geliyor, söylemek istiyorum “AŞK YÜZÜNDEN” diye ama
gülerler
anlamazlar diye söylemiyorum, vazgeçiyorum.
Yıllar geçtikçe azalacak sanırdım canımın acısı ama azalmıyor. Ne
kadar
çokşey öğretmiş aşk bana.
Hayat okulu dedikleri bu olsa gerek.
Ya da
hani derler ya; okumuş ama adam olamamış diye, sanırım okuyup da adam
olamayanlar; aşktan canları yanmamış olanlar, aşkı tanımayanlar,
bilmeyenler…
ŞİMDİ…..
yine canım yanıyor.Ama biliyorum bu duyguyu.
Geçecek !
Fakat şimdi, hemen yeni bir oyun bulmalıyım kendime.
Ey aşk hadi öğret bana bilmediklerimi, eksik kalanları…

Armağan Çağlayan

Bu site canlı maç izle bedava lig tv oyun Biber hapıforumudur.