Bulundugunuz Kategori: emo


Punk Terimleri Sözlüğü

D.I.Y. : Açılımı; “Do It Yourself”, yani bir nevi “Kendin Pişir Herkes Sebeplensin”…. D.I.Y. mantalitesine sahip gruplar, fanzinler ve diğer aktivite sahipleri; ürünlerini hiçbir şekilde plak firmaları, dağıtıcı firmalar ya da büyük ve ticari mailorderlar olmaksızın kendi olanaklarıyla çoğaltan ve dinleyicilere ürünü konserlerde elden vererek, distrolar aracılığıyla ya da mektup, fanzinler, mail ve flyerlar yoluyla ulaştırarak kendi dağıtım ağlarını kuran insanlardır. Müzikal DIY ürünlar genellikle plak ya da kaset formatında olur fakat son 4-5 yılda CD’lerin de kopyalanabilmesi artık normal bir iş haline geldiği için CD formatındaki ürünler de oldukça yaygın. DIY kelimesini yanlış kullananlar için bir anektod; yayınladığınız ürünün üstüne herhangi bir kuruluşa veya kişiye yardım amacı dışında “kar” koydunuz zaman o artık “DIY” bir aktivite olmaktan çıkmış olmaktadır, haberiniz ola

Flyer : İnternetin yaygınlaşmasıyla artık önemini yitiren ama sembolik olarak hala mektupla yapılan yazışmalarda kullanılan bir olay. Yani, mektuplar yoluyla elden ele dolaşan ve üzerinde bir grubun, distronun ya da fanzinin adresi, çıkardığı ürün ve ürünü nasıl elde edebileceğiniz gibi bilgileri içeren küçük çaplı bir “sanat”tır. Şimdi bu sanatın yerini web almış gibi görünüyor . Flyerların bir önemli tarafı da sevdiğiniz ve desteklediğiniz grupların flyerlarını kendi yazışmalarınızda başka insanlara da yollayarak onlara destek olabilmenizdi. Hatta yolladığınız mektuba kendinizinkiler dışında değişik ve güzel flyerlar koymak adet haline gelmişti diyebilirim. Kendi hzaırladınız bir flyerın dönüp dolaşarak, atıyorum Japonya’dan bir distrodan gelen bir mektubun içinden çıkması kadar dumur edici ve sevindirici bir olay yoktur.

Trade : İşte “underground” dediğimiz dünyadaki en güzel aktivite. Bu kelimenin tam Türkçe karşılığı “ticaret” fakat biz burada bunu “değiş tokuş” olarak kullanacağız, zira “para” dediğimiz şey icat edilmeden önce ticaret insanların kendi ürettikleri malları ihtiyaçlarına göre başkalarıyla değişerek hayatlarını devam ettirmelerini ifade ediyordu. Neyse konuyu dağıtmayalım. Trade, ürünlerinizi diğer grupların ve fanzinlerin ürünleriyle değiş tokuş etmek anlamında kullanılıyor. Mesela Agathocles yeni bir live tape yayınlıyor ve içinde 30 şarkının Belçika’da kaydedilmiş konser kayıtları var. Sizin de bir distronuz var diyelim ki Rottfish/ Hermit split tape’ini yayınladınız. Agathocles elemanlarına bir mektup ya da mail atıyorsunuz, diyorsunuz ki sen bana o konser kasetini yolla ben de sana bizim live tapei yollayayım, trade yapalım. O da size tamam o zaman yolla kaseti ben de yolluyorum diyor, böylece ürünlerinizi hem insanlara ulaştırmış hem de yeni bir DIY ürünü dinlemiş oluyorsunuz. Elinize ulaşan flyer ya da ziyaret ettiğiniz sitelerde eğer “trades are welcome” ya da benzeri bir cümle görürseniz, anlayınız ki bu kişi trade yapmaya açık bir insandır. Zaten DIY aktivitelerinin temel amacı insanlara ürünlerinizi satmak değil, trade yoluyla herkesin ürettiğinin birbiriyle paylaşmasını sağlamak ve bu yolla uluslar arası bir alt kültür iletişimini sağlamaktır. Tabii bu noktada önemli bir diğer kavram devreye giriyor, o da Rip Off….

Rip Off : Bu kelime trade için söz aldığınız kişinin siz ona ürününüzü yolladığınız halde, onun size kendi ürününü yollamaması durumunu ifade ediyor. Ripoffçu kişiler, underground yazışmalarda en çok dikkat etmeniz gereken insanlar. Bu insanları tanımanın öyle gizli bir formülü yok ama ünlü ripoffçular her daim sitelerde, flyerlarda ve yazışmalarda deşifre edilir ve böylece daha fazla insanı kandırmaları engellenir. Rip Off kapsamına DIY bir firma ya da distronun anlaştığı grubu kazıklaması ve ürünü kar payı koyarak satması da giriyor. HC ortamında daha çok bireysel takılan bazı tiplerde bu görülmekteyken, metal ortamında bu ripoff olayı oldukça yaygın. En ünlü ripoff firmalardan ikisi ise ABD’li Wild Rags Records ve Türkiye’den My Garden’ın albümünü yayınladıktan sonra gruba tek kopya bile yollamayan ve albümü yayınladığını gruptan saklayan Norveç’li Artric Serenades Records. Bunun dışında bir de “biz yurtdışında şu firmadan şu grupla split album yayınladık” diyerek memleketteki gençleri lüleden yiyen bir death metal grubumuz var ki onlar da rip off’un kralı oluyorlar, ama isim vererek üzmeyelim bu metalci biraderleri, nasıl olsa çoktan tarih oldular. Rip Off kelimesi özellikle yabancı dergilerde okuyabileceğiniz albüm eleştirilerinde, bir grubu birebir taklit eden kopyacı ve arakçı grupları da ifade etmek için de kullanılmakta. Hemen belirtelim bir grubun başlattığı ekole dahil olmakla, onu aynen kopyalamak arasında fark var. Neyse konuyu yine dağıtmadan sıradaki gelsin…

IRC : Yine internetin yayılmasıyla önemini göreli olarak kaybeden bir başka olay. Açılımı “International Reply Coupon” yani uluslar arası cevap kuponu. Bu bir firmadan katalog istediğinizde, sadece mektup parası karşılığında edinilebilen fanzinlerde ya da ilk kez yazışacağınız ve çok fazla mektup alan bir gruba ilk mektubu yazdığınızda sizden istenilen bir şeydir. Bu kuponu mektubun içinde yollayarak bir nevi onun size yollayacağı mektubun parasını da siz ödersiniz. Postanelerde seyrek de olsa bulunur(du hala var mıdır bilemiyorum bu olay). Bir grubun röportaja cevap vermek ya da basit bir mektup için sizden IRC istemesi bence eşşekliktir. Bunu normal bulan da vardır, bulmayan da ama eğer underground bir grupsanız bence “çok mektup geliyor başa çıkamıyorum” gibi bir bahaneniz olamaz, olmamalıdır. Gerekli gördüğünüz her mektuba cevap yazarsınız ve bu işin bir parçasıdır. İstemediğinize de yazmazsınız, zira ortada bir “fan kulüp” ya da “dinleyiciyi memnun etme” yükümlülüğü yoktur, bu iş zevk için yapılır. IRC’nin yerine bir çok firma ve fanzin mektubun içine 1 ya da 2 dolar koyup yollamanızı ister, bunu da belirtelim.

EP : Açılımı Extended Play, bir nevi kısa albüm anlamındadır. İçinde – grubun türüne göre değişmekle birlikte 5-6 şarkı olur. Kaset ve plak formatında olur, CD formatında olana MCD ( mini CD) ya da CDEP denir.

LP : Açılımı Long Play, yani bildiğiniz albüm. Tek farkı yalnızca plak formatındaki uzun albümlere “LP” denir. Sıklıkla “plak” kelimesinin yerine kullanılır. Underground camiada LP ve diğer plak formatlarının önemi büyüktür, zira stüdyo hileleri ile kotarılmamış bir müziğin en direkt ve sesin en doğal haliyle size ulaştığı tek format budur. Ülkemizde plak hem bağımsız olarak hem de firmalar aracılığıyla oldukça zor ve pahalı bir iş olmasına rağmen kıçımızın dibindeki Yunanistan, Bulgaristan ve diğer Balkan ülkelerinde bu iş özellikle tüm türevleri ile punk ve doom/death scene’lerinde oldukça yaygın ve ucuz bir aktivitedir.

7″ : Bunların içinde eminim en çok duyduğunuz 7″. 7″ bildiğiniz ve belki de evinizdeki eski pikapın etrafında tozlu bir şekilde duran Müzeyyan Senar 45′liğinin ta kendisidir. Bildiğiniz büyük kocaman plağın daha küçük boyda olanıdır, underground camiada ise oldukça önemli bir ürün formatıdır. Bildiğiniz EP’nin plak formatında olanına verilen isimdir, böyle minik ufak tefek, CD’den biraz daha büyük bir plakçıktır kendileri. Memleketin hc/punk tarihine biraz göz gezdirenler Turmoil / Accoustic Grinder , Radical Noise / Necrosis , Rashit / Ask It Why split 7″‘lerini hatırlayacaklardır. Hem split hem de tek olanı gayet makbuldür, farzdır .

Split : Şimdi yukarıdaki yazıda “split” kelimesini okudunuz, bu ne lan dediniz. Split, iki ya da daha fazla grubun tek bir ürün formatında ortak olarak şarkılarını yayınlamasıdır. Aslında en makbulü 2 grubun yaptığı split çalışma olmakla birlikte, 3 way ve 4 way split olarak adlandırılan 3 ve 4 grubun ortaklaşa yaptığı çalışmalarda oldukça yaygındır. İşin içine 10 grup girdiğinde ona artık “compilation” diyoruz, onun da tanımı aşağıda. Neyse, split her formatta karşımıza çıkar ama esas makbul olanı split 7″lerdir. Zira özellikle hardcore/punk camiasında oldukça yaygın olan bu split 7″ aktivitesinin bir çok faydası vardır. Dinleyici aynı eserde iki grubu birden tanır; LP ve CD’ye göre çok daha ucuz olması sebebiyle yeni DIY firmalar ve distrolar için güzel bir kendini tanıtma yoludur; yeni bir grubun, underground ortamlarda tanınan bir grupla split yaparak adını duyurması ( mesela Agathocles elemanları sevdikleri grupların adını duyurmak için bunu sık sık yapmaktadırlar ) güzel bir aktivitedir. Yani split’in faydaları saymakla bitmez, tadından yenmez. Memleketi ilgilendiren geçmişteki en önemli splitler 7″ maddesinde okuduklarınıza ek olarak Rashit – Active Minds ( eski sayılarımızı okuyanlar bu grubu bilirler) split tape, Radical Noise – Ask It Why split tape’dir. Günümüzde de Rottfish – Cemiyette Pişiyorum, Rott Fish – Hermit (AMA Distro), Less – Crash (Resist Distro) gibi bir çok split ürün yayınlanmakta, ve fakat plak olayına girilememesi nedeniyle genelde kaset formatı kullanılmaktadır. Peki split CD olmaz mı, olur. Bence kaset ve plakta olduğu gibi A yüzü B yüzü olayı olmadığı için çok komik görünmektedir bu split CD’ler ama içinde güzel gruplar olduğu zaman tadundan yenmez. İşte size iki güzel ve güncel split CD örneği; Suicide / Cidesphere split CD’si (Zoo Müzik) ile Agoraphobic Nosebleed / Converge (Relapse Records) spliti.

Flexi : Bu da başka bir plak formatı, fakat diğerlerinden farkı eğilip bükülebilir olması. Dağıtımı kolay bir plak türü olmasına rağmen fazla yaygın değil. Aslında düşündüğüm bir şey memleketim gruplarının flexi yaptırıp buraya da gayet kolayca bu flexileri sokabileceği, nasılsa gümrükten geçerken anlaşılmıycak, incecik bişi…. Ne diyorm ben ya geçiniz…

Compilation : Türkçesi “karışık albüm”. İşte underground ortamlarda fanzinler ve 7″lerden sonra grupları en iyi test edebileceğiniz ürün biçimi. Bir bölgeden ya da ülkeden çıkmış ilgilendiğiniz tarzda bütün grupları dinleyebileceğiniz ürünlerdir compilationlar. Yani anlayacağınız gibi “bölgesel” olanları bence daha makbuldür ve anlamlıdır. Her formatta olabilir, kaset, plak, CD fark etmez. Özellikle Asya ülkelerinde, Doğu Avrupa’da, Balkanlar’da ve son zamanlarda ülkemizde yayınlanan compilationlar yeni ve güzel grupları keşfetmek için birebir. Bunun dışında bir de özellikle genelde politik sebepler ya da bir kuruluşa yardım toplamak için yayınlanan “benefit compilation” dediğimiz bir olay var ki, Batı’da özellikle işe küçükten başlayıp sonra işin kaymağını yemeye başlayan Victory Records, Epitaph Records gibi firmaların bolca suistimal ettiği bir albüm tipidir. Bu tür albümlerin DIY olanları makbuldür, ilginçtir, içinde değişik ve güzel fikirler, gruplar barındırır. Son zamanlarda ülkemizde de Extreme Response Distro, Crackpot Distro gibi distroların çıkarttığı compilationlar dikkate değer nitelikte. Memleketin ilk hc/punk compilationı ise TMY distro tarafından yayınlanan ve dünyada da çok iyi dağıtılmış olan Turkish Hardcore Compilation Vol1′dır.

Fanzin : İkitelli medyası tarafından bile sıklıkla deforme edilen bir kavram. “Ne” olduğu konusunda kafalar fazlaca karışık. Şöyle ki memleketim metalcilerinin bir çoğu fanzini hala kendilerine ait bir kavram olarak görmekte. Hatta bu bir yana bırakın sadece fotokopiyle çoğaltılan herşeyin fanzin sayılmasını, renkli metal dergilerini bile fanzin olarak adlandıranlar var. İyi bir şey yapmak için illa yaptığınız şeye fanzin denmesi gerekmediği gibi, sırf artistik duruyor diye bir sürü alakasız neşriyatın fanzin sınıfına sokulması da aynı şekilde gereksiz. Fanzinler aslında kökü 70′lerin başına dayanan ve yeraltında yaşayan insanları önemli konserlere ve politik protestolara davet eden, amatör afiş ve el ilanı kültürünün bir uzantısı. Punkların ve altkültür savunucularının başlattığı bir akım. Zamanla sadece DIY müzik üzerine yoğunlaşan ve politik yazılar içeren fanzinler yayılırken, 90′lardan itibaren özellikle ABD’de insanların günlük hayatlarını anlattıkları fanzinler de oldukça yaygın hale gelmeye başlamış. İşin içine müzik endüstrisi tarafından dışlanan diğer ekstrem diğer türlerin ( dark wave’den tutun grindcore, death/grind, goregrind’a kadar) de girmesiyle “fanzin” kavramı “zine” adına dönüşerek geniş bir kesime yayılmış. Başlangıçta anti – kapitalist bir propaganda aracıyken, yavaş yavaş politik yönü sadece müzik endüstrisine karşı olmak olan bir kavram haline gelmiş. Dediğim gibi bunda hc/punk dışındaki daha az politize ama ekstrem türlerin de bu işe el atmasının rolü büyük. Bu noktada Türkiye’de çıkmış ve anti – kapitalist içeriğiyle dikkat çeken ama metal ağırlıklı ya da tüm ekstrem türlere toptan yer veren fanzinler olduğunu da eklemek gerekiyor. Bunların başında eski GorGor, Yer altı, Anestezi, Disguast, Horror News, Gorezine ve yeni fanzinlerden Twilight zine var. Hc/punk fanzinleri ise 92-94 döneminden başlamak üzere Action Speaks Louder Than Words, Politicartoon, Eblek Hardcore, Güzel Mecmuası, Malumat, Liberation, Cevat Prekazi, Unity Of Black Anarres, Dış Mihrak, Vegan Anarşi, Sert İth************ 268, Spastik Eroll gibi fanzinlerden oluşmakta. İsmini unuttuğumuz fanzinler affeylesin. Bir de müzik ağırlıklı hc/punk dergileri var ki bunların başında da elinizde tuttuğunuz Artcore, Asperger gibi neşriyatlar gelmekte.

Webzine : Webzinler de aslında fanzinlerin internetteki uzantısı olarak kabul edilebilir. Şu an aktif olarak nette yer alan farklı türlerden bazı webzinler şunlar: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] , [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] ….

Distro : Ülkemizde bu sıralar ışık hızıyla distro salgını başladığı için bunu en sona sakladım. Distro, distribution kelimesinin kısaltılmışı; Türkçesi “dağıtım”. Underground distrolar, kuruldukları bölgedeki grupların, fanzinlerin ürünlerini dünyanın dört bir yanına trade yaparak ya da kar koymadan satarak dağıtan; karşılığında da dünyanın dört bi yanından bu mantaliteye sahip grupları kendi bölgelerinde tanıtan ve böylece iletişimin kralını kuran abilerimizin ablalarımızın aktiviteleridir. Dünyada bu işlem çoğunlukla plak formatını da kapsamasına rağmen Türkiye’de distrolar plak sattıklarında feci şekilde batmışlardır ( bkz Radical Distro, Active Minds – Capitalism… 7″ dağıtımı ). Genellikle yerel grupların kayıtlarının demo kaset, CD formatında dağıtımı, fanzin distribütörlüğü ve compilation albümler bizde yoğun olarak görülen aktiviteler. Ayrıca Kara Distro’nun konser düzenlediğini de eklemek lazım. Şu anda memlekette aktif olarak Fracas Distro, Molotov Tapes, AMA distro, Extreme Response, Crackpot, Kara Distro, Resist Distro başta olmak üzere 10′a yakın distro aktif olarak çalışıyor ve hepsinin kontak adresleri [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] adresindeki websitemizde mevcut.

Mp3.com : Şimdi bu da nesi demeyiniz. Bence internet dünyasında özellikle yerli gruplardan plak firmalarıyla anlaşması olmayan ya da bilinçli olarak yeraltında kalmayı seçen gruplara en kolay ulaşabileceğiniz adres bu site. [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Üye olmak için Tıklayın...] yazıp, slashten sonrasına Nekropsi, Kranch, Rashit, Lifelock, Killfrenzy, Falldown, Lesh ve daha bir çok grubun adını yazarsanız önünüze bir çok mp3 çıkacaktır. Siteden grubunuz için yer almak ve mp3lerinizi upload etmek çok kolay, ama bağlantısı dial up bağlantının üstünde olan bir yeri tercih ederseniz daha verimli bir sonuç alabilirsiniz. ……

Label : Özellikle ülkemizde distro ve label arasındaki fark çok karıştırılmakta.Label bildiğimiz plak,kaset ceya CD basan müesseye denmektedir.Underground un dışında da bu terim kullanılmaktadır.(bkz.Hammer Muzik,Universal,Sony Music) .Distro adı üstünde dağıtım amaçlıdır,bir labeldan çıkmış veya daha önceden tüm formatları hazırlanmış ürünleri dağıtmakla yükümlüdür.Bir distro sahibi CD veya tape yayınlarsa o artık bir label olmustur veya hepsini birlikte yürütüyorsa yapımcılık görevini yüklenmiştir.DIY underground labellar çıkardıkları ürünleri satarken kesinlikle harcadığının fazlasını almaz.Ürünün kapağında labelın kontak adresleri falan bulunur.Bandrol vergi kaygıları kesinlikle yoktur.Bu kuruluşların herhangi bir dükkana ve bir standa ihtiyaçlarıda yoktur.Tüm işlerini başta posta yolu olmak üzere internet gibi yollarla gerçekleştirirler.Türkiye’den örnek vericek olursak AMA DIY Label’in çıkardığı Anal split veya Fracas Records un Less demosu.

Vinyl : Plağın ingilizcesi.5″ 6″,7″,10″,12″ ve LP lere verilen ortak ad.Çoğu distro ve label sitelerinde ve listelerinde 7″ 10″ diye muhabeti uzatmamak için vinyl deyip geçerler.Aslında undergroundun özü plaktır.Ama Türkiyede ilgi görmez oda tabi ayrı konu.

Newsletter : Genellikle distroların veya labelların periyodik olarak çıkardığı maximum 5-6 sayfadan oluşan sayfalardır.Ayda bir veya iki ayda bir çıkan bu newsletterlarda o ay içinde olmuş veya olacak konserler,çıkan yeni ürünler ve yeni projeler adına haberler bulunur.Belki o label içinden çıkmış bir demo veya EP kritği veya tanıtımı yapılır.Genellikle ilk veya son sayfalarda,varsa distro list konulur.Türkiyede bu şekilde periyodik çıkan belki de tek newsletter 268 dir.Her ay içinde 1 roportaj,konser veya demo kritiği,scene in nabzını tutan haberler bulunmaktadır. Bir zamanlarda Shotgun Suicide var idi.Yurtdışındaki birçok sağlam distro ve label kendi projelerini insanlara tanıtmak için newsletter hazırlarlar.

Demo : DIY underground ortamlarda belkide en çok duyulan terimdir.Bir grubun yeni yaptığı besteleri hem şöyle bir dışardan dinlemek hemde başkalarının düşüncelerini öğrenmek amacıyla yapılmış,kalite düzeyi pek iyi olmayan kayıtlardır.Şarkı sayısı genellikle 8-9 u geçmez. Eğer yapılan kayıt beğenilirse hemencecik fotokopiden bir kapak hazırlanarak distro listelere konulur. Demo nun formatı genellikle kasettir.Fakat CD-R ların günden güne yaygınlaşmasıyla Demo-CDR larda yapılmaktadır. Bunlara MCD de denir.fakat kolay kayıdı sayesinde kaset herzaman önce gelmektedir. Grupların kendi yaptıkları geliştirmede çok büyük rol oynayan bir şeydir demo.

Booklet : Kitapçık anlamına gelir.Albüm,demo kapakları için kullanılır.Genellikle CD lerde ufak kitapçık şeklinde sayfalardan oluşan bookletlerde gruba ait lirikler,şarkı listesi,teşekkür listesi,küçük bir bilgi,mesaj gibi şeyler bulunmaktadır.Bazı özenli distro ve labellar dağıtım listelerini veya newsletter larınıda booklet şeklinde yapmaktadır.



Punk Nedir ?

70`lerin başlarında başlayan bir kültür akımı, müzik devrimi, yaşam biçimi. İnsanların canının sıkılması, farklı şeyler yapmak istemesi sonucu; farklı kültürlerin veya düşünce tarzlarının ortaya çıkması. Amerika`da yeşerip Avrupa`ya taşınan bir kültür akımı. Modadan edebiyata, resimden kendi içinde geliştirdigi bir çok sanat akımlarına kadar çok büyük bir altkültürü içinde barındıran bir kültür biçimi. Kabuk degiştirmesiyle 80 ve 90`larda sadece müzik olarak bilinen 4 harfli bir kelime…PUNK.
Andy Warhol`un Velvet Underground`u yaratması ve Velvet`ların müzikte ve kültürde insanların yapamadıklarını yapmaları, farklı olmaları, onları farkedemeseler de punk`ın ilk temel taşları olarak anılacaklardı. Wahol`un kısa metrajlı filmleri gösterilirken Velvet`ların o görüntüler üzerindeki canlı performansları bir konser niteliğinde olmayıp, mükemmel bir gösteri haline dönüşüyordu. Cinsellikten, uyuşturucuya, insan psikolojisine kadar tüm konuları böyle yorumluyorlardı.
Daha sonra David Bowie`nin daha da bu cinsellik temasını sahneye taşıması ve sahne kostümlerinin erkekten çok, kadın kıyafetleri olması bu farklı düşünce tarzını bir anda sokaklara taşıdı. İnsanların topluma başkaldırması, yaşanılan düzene karşı yapılan hareketleri destekliyordu.
70`lerde yapılan hoş, güzel, düzenli, çoğunlukla cıvık romantizm içeren şarkıların yerine sert, düzensiz, sözleri acımasız eleştirilerle dolu, kendinden emin bir müzik olarak ortaya çıktı. David Bowie`nin kostümleri sadece konserler için olmasına karşın, halk bunu sokaklara taşıyarak bir başkaldırı olarak topluma gösterdi. Bu akımla birlikte New York`da boy gösteren New York Dolls`un her zamanki görünüşleri cinselliğin ne kadar da önemli olmadığını savunuyordu.
New York`da bir çok müzik grubu türemeye başladi. Bazilari kalabildi, bazilari silindi. New York`daki eskiden insanlarin seçimlerine göre country müzik çalan klüpler yerini CBGB gibi underground rock çalan klüplere birakiyordu. CBGB`ye bir çok Amerika`dan ve Avrupa`dan insanlar gelip, bir çok grubu seyretme şansina erişiyorlardi. Müzik kabuk degiştirip, daha da basite indirgendi. Bu, sadece 3-4 akordan meydana gelen, kisa sözlü ama devamli insanlara bir şeyler anlatmak isteyen bir müzik türüydü. Hatta bir süre Ingiltere`de çikan bir fan-zinelerde 2 tane akoru tab şeklinde gösterip, bir gitar almalarini veya çalmalarini ve şarki yapip insanlara düşüncelerini aktarmalari söylenmiştir.
İngiltere`de küçük bir moda dükkanı olan Malcolm McLaren, Amerika ziyaretinde çok isminden söz edilen CBGB`yi ziyaret edip, buradaki kültürü İngiltere`ye taşımak istedi. Zaten İngiltere`de bu tür müzikler olduğu halde insanların fazla ilgilenmemesi yüzünden fazla öne çıkamıyordu.
75-76 yıllarında Malcolm McLaren İngiltere`ye döndüğünde kafasında bir grup vardı. Bu grup hırçın, kendinden emin, insanları, hem müzikleri, hem görünüşleri hem de hareketleriyle şaşırtması gereken bir grup olmalıydı. Bu sırada Ramones, Small Faces, Hendrix, Patti Smith gibi insanların kavırları çalmaya çalışan Sex Pistols ile tanışan Malcolm McLaren`ın düşüncelerine uyan tam bir gruptu fakat ön adama ihtiyaçları vardı. O zamanlar McLaren`ın dükkanına takılan dişleri çürük John Lydon`a sordular ve o da direk kabul etti.
Sex Pistols`ın EMI`la anlaşıp, çok iyi para alması, punk dinleyicisi için büyük bir darbe oldu. çünkü acaba artık punk müziği para için mi yapılmaya başlamıştı, gerçekten punk müzik de mi popüler müzikler arasına giriyordu? Hem evet hem hayır. çünkü hiçbir grup çok cazip paralar teklif edilince bunu geri çeviremez fakat ilerki yıllarda artık punk müzik salak MTV`nin salak müziği haline gelecekti…
Amerika ve İngiltere`de 80 sonrası hala kaliteli punk müzik yapılırken bu gruplar underground olarak kalmayı bilmişlerdi. The Exploited, Black Flag, Bad Religion, Minor Threat, Descendents ve daha bir çok grup vardı ve hala da bazıları müzik yapıyorlar.
Punk grupları 70 ve 80`lerde MTV`de çıkamazlarken 90`lara gelindiğinde grunge akımının artık para kazandırmaması sebebiyle punk müziğe yöneldiler ve ABD`de sadece az bir kesimin dinlediği gruplar bir anda müzik marketlerde boy göstermeye, klipleri TV`lerde yayınlanmaya başladı. İnsanlar bir şeyler üretmek yerine tüketme yoluna giderlerken, punk müziği de böyle tükettiler. Kaykaycıların rahat koyması için giyilen bol pantolonlar, sözde punk müzik dinliyen, kaymakla alakası olmayan insanlara özgü olmaya başladı. Saçlar boyandı, çizgili renkli renkli t-shirtler, zaten bol olan kasetler cdler satılmaya başladı ve o eski punk kültür anlayışı unutuldu gitti. İnsanlar artık punk denilince rengarenk giysiler, cıvıl cıvıl ( hippie gibi ), etrafta boy gösteren, hiç bir şey ile alakası olmayan insanları düşünüyorlar.
Esasında yazacak daha çok şey var fakat sıkıldım. Ama PUNK kelimesini söylerken “N” harfini daha da çok vurguluyorum ki insanların kafasına daha iyi yerleşsin, bu yazıyı okuduklarında da PUNK`ın ne olduğu anlaşılsın



Punk ideolojisi

Temel amacı olabildiğince fazla özgürlük tanımak olan düşünce sistemi, bireycilik, otorite karşıtlığı, şart olmamakla beraber politik anarşi, özgür düşünce ve ahlakı içerir. Punk’ın dünyaya karamsar bir bakışı vardır çünkü modern uygarlık insanlık üzerinde bilinçli bir baskı kurmaktadır. Punk, düşüncelerini Punk rock, fanzinler ve konuşma yoluyla yaymaya çabalar.

İnsanları şok etme, isyan ve hoşnutsuzluk ile başlayan dalga, daha sonra sosyal aktivizme dönüştü. MC5, Discharge, Black Flag, The Stooges, Dead Kennedys, Bad Religion, Anti-Flag, Crass, Conflict, ve Subhumans gibi gruplar ideolojinin şekillenmesinde fazlasıyla rol oynadılar. Bu gruplar şarkı sözleri arasına ciddi dünya meseleleri hakkında önemli tespitler yerleştirdiler ve gençleri dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için çağrıda bulundular. Bu ruh günümüze kadar devam etmiştir, bugün hala yapılan punk rock albümlerinde siyasi meseleler hakkında sözler bulunur.

Punk’ın dayalı olduğu ideoloji genelde Anarşidir, fakat başka ideolojilerle de birlikte anıldığı olmuştur, bunlar arasında liberal, sol liberal, sosyalizm, Anarşist komünizm, ve hatta neo-Nazizm vardır.

Çoğunlukla solculukla bağlantılı görülmektedir, fakat punklar çoğu kez solcuları en az sağcıları eleştirdikleri kadar şiddetle eleştirmektedir. Punklar kendilerini punk olarak adlandırır ve ne sol ne de sağ ile ilişkili olmadıklarını söylerler.

PUNK İDEALLERİ:
OTORİTE KARŞITLIĞI:
Punklar genellikle polis, ruhban ve devlet gibi otorite sahiplerini tehlikeli ve zalim bulurlar. Çoğunlukla otoritenin yozlaşma ve sömürüye sebep olduğunu savunurlar. Punkların otorite konusundaki düşünceleri Anarşizmden gelmektedir. Şarkıların sözlerinde polis şiddeti ve kurumsal ayrımcılık konuları işlenir.

uYUMSUZLUK:
Punkların tamamına yakını, otoritenin en uç noktası olan ve neredeyse punkın savunduğu ilkelerin tamamının karşıtı olarak görülen askeri düzenleri, silahlı kuvvetlerin kullanımını reddetmektedir. Fakat aynı zamanda, kimi amaçların gerçekleştirilmesi için şiddet kullanımını destekleyen punkların da varolduğu gerçeği bu ilke ile çelişmektedir.

KAPİTALİZM KARŞITLIĞI:
Punk, anti-kapitalist bir kültür olarak ortaya çıkmış ve paralı köleliğe karşı çıkmıştır. Kapitalizmi, otoriter, sömürücü, eksik ve sahtekar olarak tanımlar. Kimi punk toplulukları tüketim karşıtlığı ve kendin yap etiğine bağlıdır. Hatta kimi zaman, marketlerden hırsızlık yapmak ve çöp karıştırmak bir yaşam biçimi olarak kabul görebilir. Diğer punklarsa şarkılarında daha iyi yaşam standartları, daha adil ticaret ve işyerinde ayrımcılığa son verilmesi gibi konuları işlemişlerdir. Eleştirmenlerse, Kendin Yap etiğinin aslında doğal bir kapitalistlik içerdiğini iddia ederler. Çoğu zaman punkın anarşist, sosyalist söyleminin altında aslında serbest piyasa ekonomisini destekleyen görüşlere sahip olduğu söylenmektedir.

lAİKLİK VE mANEVİYAT:
Pek çok punk maneviyatın kişinin kendi seçimine kalması gerektiği görüşünü savunur. Kilisenin otoritesi ve dinin uyumluluğa yönlendirmesi sebebi ile punklar genelde ateisttir veya ana akım dinlerden uzak durup farklı ruhsal yaşamlar sürmeyi tercih etmiştirler. Organize bir dinin, toplumu kontrol etmek ve uyutmak için kullanıldığını ve bunun insanlık için faydadan çok zarar getireceğini söylerler.Fakat tüm bunların yanı sıra, Hıristiyan ve Müslüman punklar da vardır, onlar dinin punk olmaya engel teşkil etmediğini söylerler ve bunun için Hıristiyan Anarşizmini referans gösterirler. Müslüman Punklar genellikle Straight Edge akımına dahildirler.

mEDYA:
Çoğunlukla, medya, punk camiasında halkı kontrol etmek için kullanılan bir propaganda aracı olarak görülmüştür. ‘’Medyadan nefret etme, medya sen ol’’ sloganıyla harekete geçen punklar sistemin elinde olan yayınları okumaktansa kendi yayınladıkları fanzinleri okumayı tercih etmişlerdir.

ÇEVRECİLİK:
Punkların bir kısmı çevrecidir. Genelde derin ekoloji olarak bilinen ve insanı doğanın merkezine koyan anthropocentric görüşü reddeden çevrecilik görüşünü benimsemiştirler. Bunun yanı sıra yeşil-anarşist görüş çerçevesinde doğal yaşama saygı, sosyal ekoloji, ilkelcilik kabul edilen kavramlar olmuştur.

Fakat çevreciliği hippielik olarak gören bir kesim de vardır ve bunu punkın gerçek amaçlarından uzaklaşmak olarak görürler.

Vejeteryanlık, Veganlık ve Hayvan Hakları [değiştir]Bir inanışa göre insanların hayvanlara davranışları psikolojik olarak birbirlerine davranışlarıyla yakından ilişkilidir. Bu da, hayvanların yiyecek, giysi ve deney malzemesi olarak kullanımını içerir, bu tür davranışçıları türcülük olarak görür ve ırkçılık, cinsiyetçilik, homofobi gibi olgularla aynı kefeye koyarlar.

Ayrıca vejeteryan ve vegan olan pek çok Punk vardır. Diğerleri ise hayvanların giyim malzemesi, kozmetikte ve bilimde deney malzemesi olmalarını şiddetle reddederler.

Diğer Punk İdeolojileri :
Yukardaki ideolojinin yanı sıra Punkın altkültürlerinde kendine yer edinmiş başka idealler de vardır.

Nazi punklar, fazlasıyla milliyetçi, faşist, ırkçı ve komünizm karşıtıdır.

Hardline straight edge punkları derin ekoloji, hayvan özgürlüğü gibi kavramları kabul etmekle birlikte, İbrahim dinine düşkündürler ve uyuşturucu, alkol kullanımını redderler.

Asi kzzz (Riot grrrls) hareketi üçüncü dalga feminizmi punk hareketine taşıyarak cinsiyet ayrımcılığına karşı çıkmışlar ve eşcinsel kültürün kendisini ifade edebilmesini ve serbestliğini savunmuşlardır.

Oi! hareketi punkları kendilerini sosyalist işçi sınıfından biri olarak görmüş ve şarkılarında işsizlik, geçim sıkıntısı gibi konuları işlemiştir. Fakat aynı zamanda kimi Oi! şarkıları sokak kavgaları, futbol maçları, bira gibi günlük konular işlemiştir. Dazlak kültürü ile fazlasıyla bağlantısı olduğundan dolayı ırkçılıkla suçlanmıştır. Irkçı Oi! punkları olduğu gibi, bu imajı yıkmaya çalışan ırkçılık karşıtı Oi! grupları da vardır.

Punklar kimi zaman nihilist oldukları gerekçesiyle eleştirilmişlerdir ve bunda en önemli etken Sex Pistols gibi grupların nihilistik ve ego merkezci şarkı sözleri etkili olmuştur. Fakat nihilizm anarşizmle fazlasıyla çelişmektedir.

Kimi punk gruplarıysa politik olmamakla eleştirilmektedir. Fakat en ana akım pop punk grupları bile albümlerine hükümeti, savaşı veya gidişatı eleştiren bir iki parça koymaktadır.

Estetikler:

Müzik:
]Punk, ilk gününden bu yana değişti, gelişti ve pek çok çeşitlere bölündü. Bunun içinde daha harmonik olan folk-punk gibi tarzlar olsa da, asıl nostaljik (fakat hala güncel) olan tarz 80lerdeki peace-punk veya anarcho-punk, daha agresif olan hardcore ve bunların alttürleridir. Genel olarak punk müzik gürültülü, hızlı ve didaktiktir. Gürültü ve hız, sabırsızlığı, huzursuzluğu ve öfkeyi ifade eder. Büyük plak şirketlerinin sanatçıların yaratıcılıklarını gölgelemekte olduğuna inanılır.

Moda:
pUNKLARın giyim tarzı, onların toplumla ve diğer alt kültürlerle (hippieler gibi) olan uyumsuzluklarını yansıtıyordu. İdeolojinin dışavurumu olan punk modası öfkeli, uyumsuz ve renkliydi. Şok edici tarzın oluşturulmasında Futurist akımdan etkilenilmiştir. Hareket her gün kullanılan nesnelere farklı anlamlar yüklenmesi idi, örneğin çengelli iğneler veya güvenlik işaretleri giyim malzemesi olabilirdi.

Punkları, köleliğin sembolü olan ağır zincirler, bileklikler, kurşun kaskları (anti-militer ve polis karşıtlığının göstergesi olarak), giymiş olarak görebilirdiniz. Punklar çoğu zaman siyasi olarak anlam taşıyan piercingler taşır ve dövmeler yaptırırlar. Tüketim karşıtlığının göstergesi olarak da ikinci el mağazalarından giyinirler.

Görsel Sanatlar :
Punk görsel sanat, albüm kapaklarında net mesajlar vermek veya şok edici konser afişleri hazırlamak için kullanılıyordu. Fanzinlerin sahip olduğu ilkel görsellik ve siyah-beyaz kullanımın ön plana çıkması zorunluluktan meydana çıksa da, -zira bu fanzinler fotokopi makineleriyle çoğaltılırdı- bu kültürün önemli bir parçası haline geldi.

Davranış:
Kendin Yap Etiği (D.I.Y.) [değiştir]1970′lerin sonlarında başkaları tarafından kontrol edilmeyi reddeden punklar kendi müzik şirketlerini kurdular, kendi kültürlerini ve kendi iletişim ağlarını kurdular. Bu da kendin yap etiğini ortaya çıkardı. Etik, ‘‘Ortada bir problem varsa kendin çöz, başkasından bekleme’’ olarak özetlenebilir.

Doğrudan Eylem :
Punklar, boykotlar, protestolar ve kimi zaman özel mülke şiddet içeren doğrudan eylemlere katıldılar. Kimi zaman benzin istasyonlarını bombaladılar, hayvanlar üzerinde deney yapan laboratuarları yıktılar ve bazı binaları ve araçları (özellikle askeri) sabotaj ettiler. Pek çok punk bu tür eylemleri sosyal değişim için gerekli olduğu zamanlarda desteklediklerini söylemektedir, özellikle başka çare kalmadığında direk olarak sorunun çözülmesi ancak bu yolla sağlanabilmektedir.

Satılmamak:
Satılmak, punk jargonunda, güç, para, statü, iktidar gibi sebeplerle inanç ve eylemlerden vazgeçmek ve punk hareketinden uzaklaşmak anlamındadır.

Punkların, büyük şirketlerle anlaşma yapmaktan hoşlanmadıklarından aralarında kurdukları birçok bağımsız plak şirketi vardır ve bu şirketler az sayıda basılan ve ucuz satılan albümler hazırlar ama sanatçıya olabildiğince özgür olma fırsatı verir sansürcülük yapmazlar.

Kimi zaman bazı gruplar, bağımsız şirketlerle çalışmak yerine, daha geniş bir alana seslerini duyurmalarını sağlayan büyük plak şirketlerini seçerler. Bu konu punk camiasında tartışmalara sebep olur, kimileri bu tür grupları camiaya ihanet eden, kendilerini şirketlere satmış kişiler olarak görürken diğerleri bu grupların seslerini daha büyük bir kitleye yayarak bu şekilde harekete güç kattıklarını savunur.

Satılmanın başka bir anlamı ise tarzını değiştirmek ve ticari rock müzik veya ana akım pop müzik yapmaya başlamaktır. Bu doğal bir sanatçı gelişimi sebebi ile veya punkın sınırları olduğu bilincine varılması ile olabilir.

Punk İdeolojisine getirilen eleştiriler:
]Punk ideolojisi içten ve dıştan eleştirilmektedir. Anarko punk grubu Crass, “White Punks on Hope” şarkısında ideallerinden vazgeçen ve satılmış insanları eleştirirken “Punk Is Dead” (punk öldü) şarkısında punkın şirketlerce ticarileştirildiğini savunmuştur.

Kimi zaman Punkların “‘’mohikan saçlı hippiler”’’ olduklarını söyleyen muhalif punk grupları çıkmıştır.

Dışardan da eleştiriler vardır. Jim Goad isimli yazar, punkların fakir gibi görünen ama aslında orta sınıftan insanlar olduklarını, kendin yap etiğinin ortaya özgün bir şey çıkarmadığını ve kalitesiz ürünler için bir bahane olduğunu, punkın artık modası geçmiş bir ana dalga akımı olduğunu iddia etmiştir.

Kimi zamansa punkın tıpkı hip-hop, goth, dazlak, black ****l gibi asi ama gelip geçici bir hareket olduğu iddia edilmektedir.



Punk Tarihi…

PUNK TARİHİ
Eli kolu bağlı oturmak ve şikayet etmek yerine “kendin yap” sloganıyla kapitalist sistemin yüzüne tüküren Punk`ların müziklerini dinledin, simdi de okuyabilirsin… Yirmi yılını dolduran “Punk”, ne kadar mezara yollanmaya çalışılsa da, felsefesinin ilkelerini geliştirerek büyümüş, pek çok yeni akımın doğmasına neden olmuştur. Yirmi yıllık Punk tarihini değerlendirdiği Punk Felsefesi kitabında Craig O`Hara, hareketin içinden biri olarak bize, bu süreç boyunca ortaya çıkan Punk`ın bugünkü halini anlatıyor. Ana akım medyanın Punk`ı nasıl yalan yanlış yansıtarak hareketi yok etmeye çalıştığını, dazlaklarla Punk`ların birbirlerine koşut gelişimlerini ve ayrılıklarını, Punk`a özgü bir iletişim ağı oluşturan fanzinleri, hareketin siyasi duruşunu belirleyen anarşizmi, Punk`ın cinsellik ve toplumsal cinsiyet meselelerine karşı tavrını, çevre sorunlarına yaklaşımlarını ve “kendin yap” etiğini ele alan bu kitap, gürültünün ötesinde neler olup bittiğini öğrenmek isteyenlere önerilir.
VAR OLAN SİSTEMLERE BİR ALTERNATİF.
NEDİR VE NEDEN DÜNYANIN HER YERİNDEKİ PUNK’LAR TARAFINDAN BENİMSENİYOR.
“SATIN ALINMIŞ” POLİTİKACILARIN BAŞARISIZLIĞI, BU VAMPİRLER OLMAZSA HEPİMİZ DAHA İYİ DURUMDA OLACAĞIZ FİKRİNE AÇIK OLAN BİR KARŞIT KÜLTÜRÜN OLUŞMASINI SAĞLAMIŞTIR.

“Her tür devlet gereksizdir ve istenilmez. Devlet, topluluğun kendi kendine sağlayamayacağı herhangi bir hizmet sağlamaz. Kimsenin bize neler yapacağımızı söylemesine, hayatımızı nasıl idare edeceğimizi emretmesine ihtiyacımız yok; kimsenin vergiler, kurallar ve kanunlarla bizi taciz etmesine ve emeğimizi sömürerek şatafatlı yaşamlarını sürdürmesine ihtiyacımız yok” (Anarşist Gençler Federasyonu – Anarchist Youth Federation [AYF], Profane Existence, Sayı: 5, Ağustos, 1990, s. 38).
İş siyasi ideolojiyi seçmeye gelince, Punk’ların büyük çoğunluğu anarşizmi tercih ediyorlar. Kapitalizm veya komünizmin herhangi bir türünün devam etmesini destekleyen neredeyse hiç yok. Bu, bütün Punk’ların, Anarşizm’in tarihi ve kuramı hakkında çok okudukları anlamına gelmez, fakat çoğu, Anarşizm’in resmi devletin veya hükümdarların olmaması, bireysel özgürlük ve sorumluluğa değer verilmesi ilkeleri çerçevesinde oluşturulan bir inancı paylaşıyorlardır (kim paylaşmaz ki). Minneapolis’den çıkan fanzin Profane Existence, Kuzey Amerika’daki en büyük anarşist fanzindir ve içerdiği müzik ve politik bilgiler, anarşist bakış açısından aktarılmaktadır. Daha entelektüel/aktivist eğilimli okurlara hitap eden ve Punk hareketinin müzik tarafını safdışı bırakarak salt politik formatı benimseyen başka değerli birçok fanzin de vardır. Avrupa camiasının, Kuzey Amerika’daki akranlarından daha fazla anarşist fanzin ve müzik üretmesinin sonucu olarak, Avrupalı Punk’lar tarihsel olarak daha politik olmuşlardır. Bu fanzinlerin yaratıcıları ve editörleri, görünür bir biçimde politik eğilimi olan ikinci dalga Avrupa Punk’ından (1980-1984) etkilendiler. Örneğin Birleşik Krallık’taki Crass, Conflict ve Discharge; Hollanda’daki The Ex ve BGK ile ABD’deki MDC ve Dead Kennedys müzik grupları, birçok Punk’ı sırf Rock’N’Roll’cu olmaktan çıkararak, asi düşünürlere dönüştürdüler. Bu müzik gruplarının ideolojileri, Punk müziğinin yelpazesinin her yerinde, her tür müzik çalan birçok grup tarafından sürdürülüyor.

Şikago’daki Los Crudos’un hararetli politik thrash müziği nasıl zulmün yüzüne haykırıyorsa, Propaghandi’nin açıkça sınıf bilinci taşıyan şarkıları, kulağa hoş gelen ve akılda kalan pop Punk tarzına mükemmelce oturuyor. Bu müzik gruplarının bir sonucu olarak, binlerce genç insan kendini “anarşist” olarak nitelendiriyor ve mevcut devlet rejimlerine karşı kin besliyor. “Uygarlık dediğimiz şeyin ilk aşamalarında birkaç insan, kendileri adına başka insanları çalıştırarak rahat bir yaşam sürdürebileceklerinin ve onların sırtından zengin olabileceklerinin farkına varmış. Bu insanlar, kendilerini kabile reisi, şaman, kral veya rahip olarak atamak için kurnazlık veya fiziki kuvvet kullanmışlar. Tehdit ve batıl inançlar kullanarak insanları hizaya getirmişler. Ara sıra tebaaları başkaldırırdı ve onlar, ya tebaalarının yatışmalarını sağlayabilecek kadar reform bahşederdi ya da yerlerini yeni hükümdarlara devrederlerdi. İşte devletin doğası böyledir” (Felix, “Professor Felix’s Very Short History of Anarchism”, Profane Existence, Sayı: 1, Aralık, 1989, s. 13).

Punk’lar, dünyanın mevcut sistemlerine, kısırdöngü haline gelmiş devrimlerle sonrasında yaşanan baskı ortamlarına karşı bir alternatif olan anarşizme yöneliyor. Devletlerin (veya genel olarak hiyerarşilerin) doğası gereği, onların altında yaşayan (veya onlar tarafından etkilenen) insanlar baskı altında tutulur ve sömürülür. Gençlik veya burjuva karşıt-kültürlerden farklı olarak Punk’lar, komünizmi ve geleneksel demokratik devletlerin sol kanatlarının yanı sıra kapitalizmi de reddederler. İktidarda olan partilerin uyguladığı reformlar çoğu zaman devletçi (yani resmi devletin sürdürülmesinden yana olan) veya yüzeysel bulunarak kınanır. Reformlar, insanları özgürleştirmek için değil, onları teskin etmek için yapılır. Komünizme gelince, birçok Punk, komünist hareketin en azından sözde geçerli olan kadın hakları ve işçi sınıfı desteği konusunda anlaşmaktadır ve kapitalist toplumdan aynı derecede hazzetmemektedirler. Punk topluluğunun birçok üyesi, belli başlı konularla ilgili, görünüşe göre benzer amaçları olduğu için Spartacist League, Devrimci Komünist Parti (Revolutionary Communist Party – RCP) ve başka Marksist/Leninist/Troçkist grupların düzenlediği eylemlere katılmışlardır. Anarşistler ve tarih hakkında okuyan herhangi bir kimse, komünizmin gerçeklerinin ideal anarşist devletin amaçlarından uzak olduğunun farkına varır. “Komünist grupların muhalefet yaparken söyledikleri, iktidardayken dile getirdiklerinden tamamen farklıdır. Onlar komünizmi, kapitalistlerin baskılarına ve zulmüne karşı eşitlik ve adalet adına mücadele eden asil bir hareket olarak gösterirler. Ama gerçek olan, sol partilerin doğası gereği otoriter olduklarıdır. Felsefesinin bir parçası olarak bir insanın diğerine hükmetmesini savunan her sistem zulüm olasılığını barındırır. Komünist gruplar halk kitlelerinin özgürleşmesi için değil, kendilerinin iktidara gelmesi için mücadele eder. İktidara gelince de, iktidarlarını sürdürebilmek için bütün hükümetlerin uyguladığı baskıları onlar da uyguluyor” (Felix ve Rat, “Revolt Against Communism” [Komünizme Karşı Başkaldırma], PE, Sayı: 2, Şubat, 1990, s. 22).

Komünizmin zulmünü gösteren kanıtlar, sadece mevcut baskıcı rejimlerden değil, anarşistlerin, totaliter komünist kuvvetlerin ihanetine uğradıkları ve onlar tarafından ezildikleri 1921 yılında yaşanan Kronstadt Ayaklanması, 1918-1921 yılları arasında yaşanan Ukranya Anarşizm Hareketi ve 1936-1939 yıllarının İspanyol İç Savaşı’nda da bulunabilir. Komünist rejimler, sonuçları itibariyle tahttan indirilen rejimlerden illa ki farklı olmuyor, en azından hükmedilen tebaalarına göre pek bir şey değişmiyor. Devrimlerin amacı, basit bir hükümdar değiş tokuşu anlamına gelmemeli. “Bu yüzyılda devrim, sadece kapitalist sistemleri devredip yerine eşit derecede ya da daha baskıcı olan kendi sistemlerini devreye sokan komünist örgütlerin profesyonel sınıfı tarafından idare edilen devrim anlamına gelmiştir” (Minnesota müzik grubu Destroy, PE, Sayı: 1, s. 29).

Bu anlamda devrimler kısırdöngü haline gelmiştir; hoşnutsuz olanların başkaldırmaları ancak başka bir hoşnutsuz sınıfı yaratmaya yarıyor. Komünizm, anarşizmin sağladığı özgürlük derecesini sağlamıyor; dolayısıyla güya düşmanı olan kapitalizmden daha çok tercih edilen bir sistem olmamalıdır. Punk hareketi başta, sahte demokratik politikaları benimseyen kapitalist ülkelerde oluştu. Bu nedenle kapitalizm ve onun neden olduğu sorunlar politik Punk’ların ilk hedefi olmuştur. Evsizlik, sınıfçılık ve işyerinde yaşanan sömürü, açgözlülük üzerine kurulan bir sistemin bazı sonuçları olarak görülmektedir. Kapitalist sistem, toplumun bazı üyelerinin bolluk içinde yaşamalarını sağlarken, bu durum o bolluktan mahrum bırakılan insanların sömürülmesiyle doğrudan ilişkilidir. Bir insanın dürüstçe çalışarak zengin olabilme inancı, tekrar tekrar aksi kanıtlarla yıkılmıştır. Eğer bu gerçek olsaydı, ben ve ailem dahil olmak üzere alt sınıfın şu anki birçok mensubunun keyifleri tıkırında olurdu. Kapitalist toplumda başarı, insanın sahip olduğu para ve mal ölçüsüyle tanımlanır. Bu tanımı kullanarak, kendi konumlarından tatmin olan ve fakir duruma düşmekten korkan orta sınıfın “hali vakti”nin herhangi bir radikal değişime direnebilecek kadar “yerinde” olduğunu söleyebiliriz. Gerçek durumunun farkında olması gereken (ki birçoğu bunun farkındadır) gelir düzeyi düşük olanlar bile orta sınıf bolluğundan bir parça koparabilme olasılığı için çalışırlar. İnsanların yiyecek yerine müzik setleri ve televizyonları yağmalamaları, daha iyi bir yaşamın daha çok para ve daha çok mal anlamına geldiği konusunda ikna olduklarının bir göstergesidir. Paranın ve belli lükslerin, hayatı kolaylaştırdığı şüphesiz doğrudur, fakat başarı ve başarısızlığı bu ölçülere tabi tutmak tehlikeli imalar barındırır. “Kapitalizm, herkesin kendi kârını azamiye çıkarmaya çalıştığının farz edildiği kuramsal bir modele dayanır. Üstelik, insanlar çoğunlukla, etraflarındaki her şeyi ****ya dönüştürerek bu modele uymuştur” (“New World Order,” MRR, Sayı: 98, Temmuz, 1991).

Çevrenin şu an karşı karşıya kaldığı tehlike ve felaketler bunu aşikâr bir biçimde kanıtlıyor. İktisatçılar, yaşanacak kayıpları hesaba katmadan çevresel ürünlerin değerini hesapladıkları zaman, gelecek insan kuşakları ve şimdiki bitki ve hayvan türleri için kesin bir felakete yol açmış oluyorlar. Daha uç vakalarda, “bu düşünce biçimi, insanlar ve insanlar arasındaki çatışmanın bir bütün olarak mal haline geldiği savaş zamanlarında en kritik noktasına ulaşır; öldürmek anlamını yitirir” (a.g.e.). Bu çok önemli bir nokta ve bunu vurgulamak için Orta Doğu’da yaşanan Körfez Savaşı’nı örnek verebiliriz. Kapitalizmin yamyamlık olduğu tekrar tekrar söylenmiştir. Bu ifade genellikle büyük şirket sahipleri veya yöneticilerinin, kâr sağlamak isteğiyle nasıl diğer insanları sömürdüğüne işaret ederken kullanılır. Kapitalizm çoğu zaman sanki belli bir grup insanın ıstırabından kuvvet bularak büyüyor gibi görünüyor. Körfez Savaşı sırasında her iki tarafın askerleri, kâr kaybını önlemenin yanı sıra işleri çoğaltmak için araç olarak kullanılmışlardır. “Bu savaşla ilgili bazı gerçeklerin doğruluğu tartışılmaz: Yüz binlerce masum insan hayatını kaybetmiş; bir uygarlık yok edilmiştir. Kapitalist Amerika’da ise savaşın ima ettikleri oldukça farklıydı: Bundan kazanılacak çok para vardı” (a.g.e.). Bu savaşın neden yanlış olduğu ve neden meşru olmadığının (sanki herhangi bir savaş meşru olabilirmiş gibi) açıkça ortada olan nedenlerine girmeden önce savaşın bazı ekonomik sonuçlarına bakalım. Birileri, Çöl Fırtınası tişörtleri, videoları, televizyon programları ve tampon çıkartmaları gibisinden ürünlerini satabilmek için ırkçı sloganları ve birçok insanın ölümünü kendi çıkarına kullandı. Kâr kategorisinde en çok “kazananlar” büyük olasılıkla petrol şirketleriydi ve popüler savaş karşıtı slogan “petrol için kan dökülmesin”in yerine “kâr için kan dökülmesin” daha doğru olurdu. ABD için savaşın toplam maliyeti yaklaşık altmış milyar dolar olarak hesaplanmıştır. (Bu rakNe Oldu Ne Oldu Ne Oldu sayılarını tam bilemediğimiz yaşamlarını yitiren müttefik askerlerini içermediği gibi, Irak’ın kayıplarını hiçbir şekilde hesaba katmıyor). Eğer bu rakamın doğru olduğunu kabul edersek -ki bu ahlaki bir suç sayılır aslında- Amerika’nın bu savaştan elde ettiği kâra dair daha fazla bilgiye ulaşırız. “Müttefiklerin şimdiye kadar 57 milyar dolarlık katkısı olmuştur savaşa; buna Suudi Arabistan’la Kuveyt’in yeni silah satışları için yaptıkları 18 milyar dolarlık peşin ödeme eklenince, ABD hükümeti için bu savaşın sonuçta gayet kârlı bir girişim olduğu ortaya çıkıyor” (a.g.e.). Sadece hükümet değil, Irak’ı yeniden yapılandıracak büyük inşaat şirketleri de iyi mangır biriktirecekti. Ne kadar çok hasar varsa, o kadar yeniden yapılandırma vardır, dolayısıyla o kadar da kâr var demektir. Savaştan kâr sağlamak sapıkça bir şey gibi gelebilir insana, ama gerçekleşen aynen budur. Birilerinin, ekonomiyi ve kişisel kârları iyileştirmek, işsizlik oranını düşürmek ve vatanseverlik hararetini artırmak için beyan edilen bir askeri hedefin aldatıcı görünüşünün arkasında gizlenerek bir savaş çıkarmayı arzulayacağına inanmak çok mu gerçek dışı? “Böylesi fenomenleri açıklamak için bazıları ayrıntılarla bezenmiş komplo teorileri türetirlerdi, fakat bize göre bu tür teorilere ihtiyaç yoktur. Gerçek ise hilekâr düzenin esas yüzünü ortaya koyuyor: Savaştan kâr elde etmek, her şeyi, sahip olduğu tek değeri olan ‘serbest piyasa’ tarafından belirlenen bir mala dönüştüren kapitalist sistemde rasyonel bir eylemdir” (a.g.e.). Dolayısıyla kapitalizm, sermaye elde etmek için insanları insanlıktan çıkarmak ve onları (ve belki de hayvanları/doğal çevreyi) sömürmekle temellendirildiği sürece anarşistler tarafından kabul edilemez. Anarşistlerin, kapitalizmi ve sahte demokratik devleti reddetmeleri için daha çok neden var. Bunların bazılarına daha sonra değineceğiz. Anarşist Punk’lar, demokrasinin radikal, liberal veya aşırı solcu olarak tanımlanan kesimleriyle örtüşen birçok inanca sahip görünüyorlar. Kadın ve eşcinsel haklarının ve ırklar arası eşitliğin savunulması hem liberallerin hem de anarşistlerin bir şekilde resmen kabul ettiği ilkelerdir. Ancak bu benzerlikler, anarşistlerin Sol’u, Sağ’ı kınadıkları kadar (bazen de daha fazla) kınamalarına engel olmuyor. “Anarşistlerin, solcu gruplarla koalisyon oluşturabilmeleri ve onlarla birlikte çalışabilmeleri biraz tuhaf görünüyor. Gerçekte anarşizm, sağcı gruplara karşı olduğu kadar sol politikalarına da muhafet ediyor” (Felix ve Rat, PE, Sayı: 2).

Yine Körfez Savaşı, Sol ile anarşistlerin arasındaki farklıkları örnekliyor. Sol’un protesto gösterileri ve direnme çabaları, aslında “radikal eşitçiliği destekleyen ilkesel bir tutumu benimsemeye” gönülsüz olduklarını gösterdi (“New World Order”, MRR, Sayı: 99, Ağustos, 1991).

Genel olarak anarşistlerin Sol’a dair görüşü, Sol’un “Devlet’e doğrudan karşı durmasını gerektirecek” herhangi bir şeyden uzak durduğudur (a.g.e.). Ben şahsen Washington D.C.’deki en büyük protestoya katıldım ve bu deneyimden yola çıkarak anarşistlerin bu iddiasını doğrulayabilirim. Protesto gösterisi, kendilerini pazarlamak için ellerinden geleni yapan ve mallarını satmaya çalışan birkaç liberal grup tarafından düzenlendi. “Hareketin liderleri göstericileri, slogancılara uymaya ve zincirleri kırma riskine girmektense ‘medeni insanlar gibi’ onları şakırdatmaya çağırdılar. Yürüyüşçülere, kaldırımda yürümeleri ve medya için görgü kurallarına göre davranmaları emredildi; kendiliğinden gelişen, yaratıcı muhalif hareketlerde bulunmalarından vazgeçirilmeye çalışıldı. Farklı görüşleri savunanlar için de, herkese haddini bildiren ‘barış gözlemcileri’ görev başındaydı”



Her Anarşist Punk Mıdır?

Önce Tanım:
Anarşizm (Yunanca an (-sız olumsuzluk eki) archos (yönetici)’dan türetilmiştir yönetcisiz anlamına gelir). toplumsal otoritenin tahakkümün erkin ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm her koşulda her türlü otoriteyi reddetmektir.

Öncelikle gerek ortamlardan olsun gerek gruplardan gerek insanlardan olsun böle tüm punkları aynı kefeye koymamak gerekiyor.Şimdi punk olmayıpta punk rock yapan gruplar var.Daha sonra partici olupta punk olanlar var.Daha sonrasında siyasete yönelik muhabbet yapan punk var.İşte bu yönden anlarsınız zaten o kişinin özenti oldugunu.Bir punk ın illaki anarşist olması gerekli değil.Ama bu kültürün bu düşünceninde bir altlarda bir sır gizlenir.Bu sırlardada siyaset yokşiddet ve vahşet vardevamlı var olacaktırgerektigi zaman anarşi önleyecektir.Gibi kavramlar geçmekte yani bir punk olan bir insan anarşiyide bilmelidir.

Punk olan kişiler gerek hayat koşullarıgerek iş koşullarıgerek maddiyat koşullarıgerek devletti yöneteni hazmedememe koşulları vardır.Bu koşullar altında kişi isyana sürüklenir.Punk ın pek çok alt kültürü vardır bunları açtım ben dilerseniz bakabilirsiniz.Her neyse arkadaşlar punk kültürüne ve ideolojilerinden bilgisi olanlarolmayanlar konuya yorum yapabilir.Düşüncelerinizi ögrenelim.



punK öLmeDi. .

PUNK ÖLMEDİ! SAPASAĞLAM AYAKTA!

Eli kolu bağlı oturmak ve şikayet etmek yerine “kendin yap” sloganıyla kapitalist sistemin yüzüne tüküren Punk’ların müziklerini dinledin simdi de felsefelerini oku!

Yirmi yılını dolduran “Punk” ne kadar mezara yollanmaya çalışılsa da felsefesinin ilkelerini geliştirerek büyümüş pek çok yeni akımın doğmasına neden olmuştur Yirmi yıllık Punk tarihini değerlendirdiği Punk Felsefesi kitabında Craig O’Hara hareketin içinden biri olarak bize bu süreç boyunca ortaya çıkan Punk’ın bugünkü halini anlatıyor

Ana akım medyanın Punk’ı nasıl yalan yanlış yansıtarak hareketi yok etmeye çalıştığını dazlaklarla Punk’ların birbirlerine koşut gelişimlerini ve ayrılıklarını Punk’a özgü bir iletişim ağı oluşturan fanzinleri hareketin siyasi duruşunu belirleyen anarşizmi Punk’ın cinsellik ve toplumsal cinsiyet meselelerine karşı tavrını çevre sorunlarına yaklaşımlarını ve “kendin yap” etiğini ele alan bu kitap gürültünün ötesinde neler olup bittiğini öğrenmek isteyenlere önerilir



Psychobilly nedir?

Psychobilly 1970′lerin İngiliz Punk Rock’ı ile 1950′lerin Amerikan Rock’ını birleştiren bir türdür. Bu tarz genelde şarkı sözlerini korku filmleri şiddetsömürü filmleri sex ve yasaklanmış konulardan referans alır.Modern Psychobilly’de daha çok Horror Punk’a benzediği söylenebilir.

Psychobilly terimi ilk defa Johnny Cash tarafından 1976′ların Top 10 listesinde bulunan One Piece At A Time şarkısında kullanıldı.Bir kaç yıl sonra Cramps konser afişlerinde “psychobilly” ya da “voodoo rockabilly” olarak kullanarak bir tarz halini aldı.Screamin’ Jay Hawkins The Stray Cats ve Motorhead gibi gruplar da psychobilly’nin öncüleri oldular.

İlk gerçekten psychobilly olarak nitelendirilebilecek grup 1980′lerin Güney İngiltere’sinden The Meteors‘dur.Grup üyelerinden bir tanesi rock alt kültürüne sahip bir diğeri punk alt kültürüne ve bir diğeride korku filmleri fanatiği.Müzikal fikirlerini birleştirerek psychobilly’nin günümüzdeki halini almasını sağlamışlardır.

1982 yılında bir gece kulübü olan Klubfoot İngiletere’deki psychobilly sahnesini Hammersmith ile açan ilk kulüp olma özelliğini taşır.Günümüzde ise kulüp yıkılmış yerine ofisler ve otobüs durağı yapılmıştır.1980′lerin ortalarında psychobilly fanları “Psychobilly Weekends” adında organizasyonlar düzenleyerek bir çok grubun katılımlarıyla gelişmesine yardımcı olmuşlardır.

Psychobilly Avrupa’da daha çok Almanya İtalya İspanya Amerika’nın bazı bölgelerinde Asya’da özellikle Japonya’da da yayılmıştır.Önemli temsilcileri The Meteors The Sharks Batmobile The NekromantixMad Sin The Klingonz Tiger Army Los Gatos Locos olarak gösterilebilirler.



nasıL punkcı olunuR….

- conversin yırtık olacak
- çamur gördüğünde pisleteceksin
- kıyafetlerine rozetler takacaksın
- piercinglerin yerine çengelli iğne takacaksın
- pötikareli pantolonun olacak
- üstüne crazy’den baskılı t-shirt alacaksın
- saçlarını krep yapacaksın sonra sabun veya sprey süreceksin
- saçların mutlaka boyalı olacak
- kıyafeterinin bazı yerleri kesinlikle yırtık olacaq
- kolların bilekliklerle dolu olacaq
- 1gece taksimde sabahlayacaksın.
- yky önünde oturacaksın. üşüdüğünde karıncaya gideceksin.
- adidas, puma vs. ayakkabı giyemezsin dışlanırsın. sadece converse giyeceksin. damalı vans de mümkündür.



Punk’ın Kalesi: CBGB

Punk’ın Kalesi: CBGB
Haber Tarihi : 26.10.2007
CBGB 1973 yılında Hilly Kristal tarafından kuruldu. Dönemin bu önemli mekanından önce kurucusu Hilly Kristal 1962-1972 yılları arasında “Hilly’s” adındaki barı işletti fakat çevreden gelen şikayetlerden dolayı burayı kapatmak zorunda kaldı.

Hilly Kristal 1973 yılının Kasım ayında Bowery’de CBGB’yi açtı. İlk önceleri CBGB & OMFUG olan ismin açılımı “Country Blue Grass Blues & Other Music For Uplifting Gormandizers” idi. Kristal’a göre ismin içinde yer alan “gormandizer” müzik konusunda obur olanları temsil ediyor. Daha sonraları CBGB (Country Bluegrass ve Blues) olarak kalan bar punk hareketinin doğum yeri oldu.

70’li Yıllarda CBGB

Bill Page ve Rusty McKenna konser organizasyonlarını üstlenmek için Krsital’ı ikna ettiler. O dönemde Mercer Arts Center yıkıldı. New York’ta profesyonel olmayan grupların sahne alacağı sadece birkaç mekan kalmıştı. Mercer’de konserler veren Suicide ve Wayne Country CBGB’nin ilk zamanlarında sahneye çıktı.

31 Mart 1974 yılında CBGB’de pazar geceleri Television’ın sahne almaya başlaması New York punk tarihinin dönüm noktası oldu. Kristal’ın söylediğine göre punk rock’ı CBGB’ye getiren ilk grup Television olmuştur.

Television’ın Bowery’deki performansları sokak müziğinin yayılmasına ön ayak oldu.

Television’ın CBGB’deki üçüncü konserinde dinleyiciler arasında Patti Smith ve gitarist Lenny Kaye de yer alıyordu. Patti Smith ise CBGB’deki ilk konserini 14 Şubat 1975’te verdi.

CBGB’nin ilk zamanlarında konser veren diğer isimler Blondie “Angel&Snake” ismiyle The Ramones (1974) Talking Heads The Heartbreakers The Fleshtones…

CBGB’nin gruplar için sadece bir tane kuralı vardı o da orjinal müzik yapmaları gerektiği. CBGB’de cover grubu sahneye çıkamazdı. Sadece Television ve The Ramones bazen cover çalabilirdi.

80’lerde Pazar günleri öğle saatlerinden akşama kadar hardcore grupları CBGB’de sahne alırdı. Bu süreçte ünlü olan birçok grup oldu; Gorilla Biscuits the Cro-Mags Agnostic Front Sick Of It All Reagan Youth Warzone ve Youth Of Today.

Punk’ın Kalesinin Yıkılışı

2005 yılında CBGB ve “Bowery Residents Committee” arasında anlaşmazlıklar çıkmaya başladı.

“Bowery Residents Committee” Kristal’a 91.000 dolar fatura çıkardı. Kristal 19.000 dolarlık aylık kirasının arttığından bilgilendirilmediğini iddia etti. Kira sözleşmesinin süresi dolunca Kristal CBGB’nin tarihi eser olarak kabul edilmesi için mücadele etti fakat verdiği savaşı kaybetti. CBGB’nin bulunduğu yerde 14 ay daha kalması için bir anlaşma yaptılar.

Kristal CBGB’yi Las Vegas’a taşımaya karar verdi. Kristal taşınırken klozetler dahil herşeyi oradan almak istiyordu.

Kulüp 15 Ekim’de kapandı. Son hafta Bad Brains The Dictators ve Blondie’nin akustik konseri oldu.

Kulübün son konserini Patti Smith verdi. Red Hot Chili Peppers’tan Flea Television’dan Richard Lloyd Smith’e birkaç şarkıda eşlik etti.

Hilly Kristal 28 Ağustos 2007’de hayata veda etti. Kristal’ın ölümünden sonra CBGB’nin Las Vegas’a taşınmasının iptal olacağı söylentileri oldu fakat 2008 yılında CBGB Las Vegas’a taşınarak efsane günlerin anılarını yaşatacak.



Punkların Siyasi Yönleri

Punkların Siyasi Yönleri:

Punk rockçılar pek çok kez siyasi olayların içinde yer aldılar. Punk her türlü kurulan düzeni köleliği ve yönetimi reddeden Anarşi’yi seçmiştir. Pek çok Punk grubunun şarkı sözlerinde hükümetlere yöneltilen hakarete varacak eleştiriler kadın hakları hayvan hakları ırkçılık karşıtlığı savaş karşıtlığı gibi konular ele alınır. Öte yandan liberal punk grupları da mevcuttur.

En ünlü punk grubu olarak bilinen The Sex Pistols akımın öncülerindendir Kademeli olarak punk bir süre sonra daha çeşitli ve daha az minimalist olan müzik gruplarıyla The Clash gibi birleşerek onları da etkiledi . Ska ve rockabilly hatta hip-hop’u da etkileyerek şarkılarda punk’la aynı mesajların verilmesini sağladı. Şarkı sözleri isyankartahrip edici politikaya karşı ve genelde anarşist içerikteydi.

Tarihte Hippy adı ile anılan muhalif kültür milyonlarca ebleh evcilleştirmekte oldukça başarılı olmuştu. Bu sahte muhalif kültür başarısını mass media’dan daha ziyade 1950′lilerin beat generation radikal muhalefetini vahşi kapitalistlerin önünde savunmasız ve yalnız bırakmasına borçluydu. Başkalannı rahatsız etmeyecek kadar vasat olan bu insanlar daha sonra senetlerin iş görüşmelerinin ahizelerin arasında geçmişlerini hatırlamayacak kadar değişip kapitalistleşeceklerdi. Oysa punk kendi bedeni ve yaşam biçimi ile politikası parodisi ve estetiği ile kesinlikle asi ve yıkıcıydı ki hala birçok ülkede alt kültür muhalifliğinin en önemli unsurlarıdırlar.