Bu sene yaz tatilimiz biraz maceralı başladı. Jeoloji mühendisliği okuyan küçük oğlum Kutay’ın stajı Gökçeada’da olması nedeniyle,bizde hanımla rotayı,Çanakkale,Geyikli,Bozcaada istikametine çevirdik. Bu bahaneyle son senelerde pek gidemediğimiz Geyikli’deki yazlığı açar,eş dostla özlem giderir, 15 günlük staj bitimi Kutay’da yanımıza gelir, dilediğince bir tatil yapar dinlenir diye düşündük.
Bu düşüncelerle hazırlığa başladık, önce geçen yıldan Şile’de bıraktığımız, yazlık giysi ve mayolarımızı almak için Şile’nin yolunu tuttuk ve aynı gün sahil köylerini takiple yeşillikler içinden Paşabahçe’ye geldik. Sahil ve Orman yolunu tercih etmemizin nedeni sakin olması ve Haziran ayının insana huzur veren güzelliğinin ormana yansımasını seyretmekti. (22 Haziran 2009)
Arabayı, yeni bir yolculuğa akşamdan hazırladık. Sabah erkenden yola çıkmamız gerekiyordu. Çünkü Fatih Sultan Mehmet Köprüsünde bakım yapıldığından trafik feci şekilde tıkanıyor, insan oğlu zor durumda kalıyordu. Bu nedenle sabah 05.30 da Kavacıktan depoyu fulledik ve köprüye girdik, otobandan devamla Kınalı, Tekirdağ sapağından Tekirdağ Namık Kemal tesislerine geldik, 30 dakikalık ihtiyaç molasından sonra 08′de buradan ayrıldık. Saat 9.15′te Gelibolu’ya vasıl olduk. 9.30 arabalı vapuruyla Lapsekiye geçtik, Çanakkale Dardenel tesislerinde küçük bir alışverişten sonra, Ezine istikametine doğru yola koyulduk. Bozcaada sapağından girerek Geyikliye kadar 6 köyden geçtik. İlk köy Taştepe köyü, 2. Pınarbaşı köyü 3. Mahmudiye köyü,bu köyün girişinde Akçansa Çimento fb. bulunuyor. Ayrıca köyün görülmeye değer bir camisi vardır. Bu caminin özelliği, okuması, yazması olmıyan bir ustanın yapmış olmasıdır. 4. Üvecik köyü, bu köydede elektrik üreten rüzgar gülleri bulunmaktadır. 5.Kumburnu köyü 6. Çamoba köyü , bu köylerin ortak özelliği sebze ve meyva bahçelerinin yanı sıra zeytincilik gelir kaynaklarının başında gelmesidir.
Çanakkale sapağından sonra 54 km.lik bir yolculuktan sonra Geyikli’ye intikal ettik. Önce Geyikli’den alışverişimizi yaptık ve Yeni iskele istikametindeki evimize kazasız belasız geldik.
GEYİKLİ; Çanakkale ilinin Ezine ilçesine bağlı bir beldedir. Çanakkale’ye 54 km. Ezine’ye 12 km masafededir. Batısında Ege denizi, 6 mil açığında Bozcaada bulunur. Doğusunda Gökçebayır köyü, Güneyinde Kamallı köyü, kuzeyinde Bozköy ve Çamova köyleri ile çevrilmiştir. Bozcaada ile bağlantısı Yeni iskeleden kalkan arabalı vapuru seferleri ile olmaktadır. Beldenin nüfusu 3700 civarındadır. Yazları bu sayı 10.000 nn üstüne çıkmaktadır. Yörede geniş tarım alanlarının yanında önemli gelir kaynağı zeytinciliktir. Yıllık üretim kapasitesi 5000 tonun üzerindedir. İklimi yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

1950’li yılların başında; milletlerin karşılıklı olarak imzaladıkları Uluslar arası sözleşmeler, evrensel hukukun gelişip yerleşikleşmesinin kapısını araladı. Daha çok; İLO sözleşmeleri çerçevesinde, milletlerin iç hukukuna yerleşerek, işçi hakları ve çalışanların çalışma şartları evrensel kurallara dönüşmeye başladı.
1960’lı yıllarda Uluslar arası hukuk bilincine yükselen ve aynı oranda Dünya kamuoyunun gündeminde yer bulan işçilerin hak mücadelesi, halkların demokrasi mücadelesiyle örtüştü. 1970’li yıllar; Dünya siyaset sahnesine emeğin mücadelesi damgasını vurmuş, emeğin artı değerden aldığı pay %60 düzeyine yükselmişti. Ulusal hukuk sistemleri; kurumsallaşmış işçi hakları platformlarının yükselttiği kamuoyu desteği ile talepleri yasallaştırmaya başladı.
1970’li yılların sonuna doğru Dünya sermayesi düşünmeye başladı. Emeğin artı değerden aldığı payın; şirketleri, özellikle kamu sektörünü çökerteceği endişesi geliştirerek bunun propagandasına başladı.
Uzmanlar yeni arayışlara girerek; serbest piyasa ekonomisi adı altında, kamu sektörünü özelleştirip tasfiye etmeye karar verdiler. Bunun sebebi, kamu sektöründe işçilerin elde ettikleri hakların işçilik maliyetlerini yükselttiği gerekçesiydi.
Bugün Dünya ekonomisi kamu sektörünü özelleştirmiş, dışarıda işsizler ordusu oluşturarak çalışanları en ağır şartlara tutuklu etmiştir. 1980 yılı başında dayattığı yeni ekonomi anlayışı, bundan sonra yerleşik ve baskın anlayış olmuştur.
Serbest rekabet ve Çin
Ucuz Çin malları dünya pazarını alt üst ederken, batılı sermayeler bunalıma düşüyor. Kendi geliştirdiği ucuz emek teorisini alabildiğine kullanan Çin; batılı ekonomileri dize getirdi. Dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelen Çin; batılı sermaye örgütlerini İstanbul’da toplanarak yeni teoriler arattırıyor.
Batı kapitalizmini ucuz işçi de kurtarmadı. 1980’den beri geri aldıkları işçi hakları da yetmedi.
2009 ekonomik krizinin faturası henüz çıkarılmadı. 1970 yılının başından beri hızla tüketilen doğal denge, sömürülen halklardan elde edilen rantlarla da tatmin olmadılar.
Çin’in bitmeyen sermayesi bedava iş gücü karşısında rekabet yeteneğinin yitiren batılı şirketlerin, 1970’li yıllardaki bahaneleri de yok artık. Ülkemizde de çalışanların kazanılmış hakları iyice kırpılmış, işsizler gösterilerek çalışanlar üzerinde bir işsizlik korkusu oluşturulmuş, çalışanlar düşük ücret ve kötü çalışma şartlarına tutuklu edilmiştir. Buna rağmen krizlerden ve bunalımlardan çıkamıyor sermaye.
Paranın patronları İstanbul’da
Basında ve görsel medya organlarında ‘Türkiye Dünyanın MYK’sına girdi’ haberleri göze çarpıyor. Kendi bölgesindeki komşuları ile nispi olarak barışık ve ticari ilişkilerini geliştiren, çevresinde sözü geçen bir Ülke resmi veriyor Ülkemiz. Orta Doğu, Kafkaslar, Balkanlarda eskiye göre farklı dış siyaset izleyen Türkiye’nin Dünya ligindeki konumu değişiyor.
İMF ve Dünya Bankası İstanbul’da toplanarak; G 20 Ülkelerinin yaptığı toplantının sonuçlarına göre pozisyon belirleme çalışmalarını Türkiye’de yapıyor.
Paranın ve sermaye piyasalarının krizden sonraki pozisyonu belirleniyor.
AB ve öteki Batılı milletler arası kuruluşlarda Türkiye’nin konumu değişiyorsa, yeni konumu ne olacaktır? Bu küresel krizden çalışanlara nasıl bir fatura kesilecek?
Demokratik kitle örgütlerinin meydanlarda verdikleri mücadelelerle Devlete söylettiremedikleri ‘Demokratik açılım’ları, Devlet kendiliğinden söyleyeme başladı. Bu anlamda kendiliğinden kendi öz eleştirisini yaparak, konuşulması bile suç sayılan açılımları Devlet kendisi gündeme taşıdı.
Dünya, dolayısı ile Türkiye akıl almaz bir hızda değişim geçiriyor.
Çevremizde kirlenme oranları jer geçen gün hızlıca artmaktadır. Çeşitli kirlilik türleri de buna dahildir. Çrneğin gürültü kirliliği inşaatların ve otomobillerin artmasıyla yükselen bi grafikle artış göstermektedir. Yalıtımsız evler için ses büyük bir sorun olabilmektedir. Yol kenarında oturduğunuzu heleki işlek bi cadde olduğunu düşünün. Gün içinde işinizde olsanız bile akşam gecenin bi vakti siz uyurken sizi rahatsız edecek çlçüde korna seslerini çekmek zorunda kalabilirsiniz.
Otomobillerin yayınlaşması sadece ses kirliliğine değil, hava kirliliğine de yol açmaktadır. Egzoslardan çıkan zehirli gazlar havadaki canlıların yaşaması için ideal olan oksijen oranını azaltmakta çevreye kötü kokular yaymaktadır. Atmosferimiz içinde çok zararlı olup iklim değişikliğinin en büyük sebepleri arasında yer almaktadır.
Bölgesel ölçekte bu sorunlara çözüm getirilmesi eğey güçtür ama kişisel ölçekte en basidinden toplu taşıma araçlarını kullanarak çevre sorunlarına çözüm olabiliriz. Sağlıklı bir çevre için toplumsal birlik düşüncemizin sağlam olması gerekmektedir.