Bulundugunuz Kategori: Aşk – Evlilik


meni gelmiyor

Ben 19 yaşında bir gencim. Penisim 14-15 santim, normaldir. Fakat buna rağmen menim gelmiyor. Şimdiye kadar hiç hastalık veya kaza geçirmedim. Ama neden benim başıma böyle bir şey geldi hâlâ inanamıyorum. Acaba bu devam edecek mi? Yardım edin lütfen…

Cevap: Meninin gelmemesi durumunda öncelikle meni kesesinin yokluğu ya da otrofisi düşünülür. Ayrıca testislerin sperm yapamaması, meni yollarının tıkanıklığı gibi ve de prostat gibi nedenler de bu durumu yaratabilir. Meninin gelmemesinde organik bir durum söz konusu olduğundan, bir üroloji uzmanına başvurmanız gerekmektedir.



Kadınlara baktığım zaman penisimden sıvı geliyor…

Bir seneden beri penisimde bir sızı var. Bu sızı kadınlara baktığım zaman daha da fazlalaşıyor. Bulunduğum yerdeki doktorlar durumuma çare bulamadı. Röntgen çektirdim, bir şey çıkmadı. “Sağlamsın, hiçbir sorunun yok” dediler. Fakat sızı devam etmekte, hatta arada bir kesik kesik meni de gelmekte. Tedavim için mümkün olan her şeyi yapmaya hazırım..

Cevap: Cinsel organlardaki sızı ve ağrılar, yangından (iltihaptan), mekanik veya sinirsel nedenlerden kaynaklanır. Yangılı durumlarda mikrop alınmıştır ve buna bağlı akıntı görülür. Mekanik nedenler ise: Taş kum, tümör, travma anomalileridir. Bu bakımdan iyi bir incelemeden geçmeniz gerekir. Yalnız röntgen, incelemelerin tamamlanması için yeterli değildir. İdrar analizleri, sistoskopi, tuşe rektal (parmakla anüsten muayene) ve öteki yardımcı muayeneler de gerekir. Sinirsel nedenler de çeşitlidir. Refleks ağrılar, testislerdeki meni yollarının meni ile dolması ve kanlanmasındandır. Genç ve cinsel doyumdan yoksun erkeklerde daha sık görülür. Testis ağrıları genellikle kasıklara doğru yayılır. Bu ağrılar da öyledir. Cinsel birleşmelerin sonunda geçer. Hiçbir kötü anlamı yoktur.



Yatakta utanan kadınlara öneriler

http://www.gazetesok.com/images_cont…/ma/c54458.jpg

Prezervatif kullanmasını söylemeye utanıyorsanız… Ona prezervatif kullanması gerektiğini söylemek için en uygun zaman hangisi? Evden içeri girer girmez? Ön sevişme sırasında? Ya da tam cinsel birleşme başladığı anda? Utangaç bir kadın için bu sorunun yanıtı her zaman “hiçbir zaman” olacaktır.

Çünkü o henüz sutyeninizi açmaya uğraşırken, siz komodinin gözünden bir prezervatif çıkardığınızda, kötü bir tepkiyle karşılaşmaktan korkuyorsunuz.
Ama unutmayın ki, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanmayı ya da hamile kalmayı istemiyorsanız, “prezervatif kullan” demekten başka çareniz yok. Utangaç bir aşık olsanız bile, o sizi öpüp okşarken prezervatifi paketinden çıkarmak size düşüyor.
Eğer itiraz edecek olursa, utangaçlığı bir kenara bırakıp bu konuda ciddi olduğunuzu belirtin. Hatta “prezervatif yoksa **** de yok” gibi bir cümle kurun…
Yatakta ne istediğinizi söylemek
Utangaç bir kadın olarak yatakta ne istediğiniz söylemeye diliniz varmıyorsa, basit bir anahtar cümlemiz var sizin için: “Söyleme, göster!” Ona “Bana sıkıca sarıl, sonra da elini şuraya koy” demek yerine sıkıca sarılın ve elini okşayarak nereye koymasını istiyorsanız, oraya doğru itin. Yatakta çiftler hareketlerini partnerlerine göre düzenler.
Yani siz hızlanırsanız, partneriniz de hızlanacaktır. Siz yavaşlarsanız o da yavaşlayacaktır!
Yatakta ne istemediğinizi söylemek…
Yatakta partnerlerinin yaptıklarından hoşlanmadıklarını ifade eden kadınların sayısı oldukça az. Oysa bu sandığınızdan kolay.
“Oraya dokunmanı istemiyorum” diyerek ilişkiyi berbat etmenize gerek yok. Biliyorsunuz ki, onun isteği de sizi memnun etmek. Bu durumda yine “göstermeniz” yeterli olacaktır.
Ya da kulağına hafifçe “Sevgilim biraz daha yavaş olur musun” diye fısıldayabilirsiniz.
Oral **** yapmak, yaptırmak…
İşte asıl utangaçlık yaratan durumlardan biri… Eğer partnerinizin size oral **** yapmasından hoşlanmıyorsanız, aslında çok şey kaçırdığınız ortada!
Bu konudaki utangaçlığınızı ortadan kaldırmak için ****ten önce ılık bir duş alın. İlişki sırasında partneriniz kendiliğinden “aşağı” doğru iniyorsa, itiraz etmeden kendinizi rahat bırakın…
Ona oral **** yapmaya gelince… Yazık ki tüm erkekler kendilerine oral **** yapılmasını severler. Eğer onun ısrarlarına utangaç “hayır”larla yanıt veriyorsanız, bir de zifiri karanlıkta bunu yapmayı deneyin…
Biraz da alkollü olursanız, daha keyifli olabilir
Regl döneminiz olduğunu söylemek…
Yine ayın o malum günleri…Öpüşmeye başlıyorsunuz, bir süre sonra eli pantolonunuzdan içeri kayıyor. Siz elinizi hızla onun elinin üzerine koyup durduruyorsunuz. Çünkü sevişecek durumda değilsiniz.
Regl döneminde sevişmek kişisel bir tercih. Bazı kadınlar sevişir, bazı kadınlar sevişmez.
Eğer sevişmek istemiyorsanız, bunu sevişme noktasına gelmeden söyleyin. Eğer bunu söylemeye utanıyorsanız, tuvalette onun görebileceği bir yere tampon ya da ped bırakın… Başka yapacak bir şey yok



Sevişirken başınız ağrıyorsa…

Memorial Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Abdullah Özkardeş, cinsel ilişki sırasında yaşanan baş ağrılarının beyin kanamasına neden olabildiğini söyledi.
Her insan yaşadığı baş ağrıları öksürük, egzersiz ve cinsel ilişkiyle tetiklenip başlayabiliyor.

Cinsel ilişki sırasındaki ağrıları birçok kişinin bilmediğini belirten Dr. Abdullah Özkardeş, “Bu ağrılar cinsel efora bağlı olarak oluşuyor. İlişkideki heyecan arttıkça da şiddetleniyor. Erkeklerde daha fazla görülüyor” dedi.

Cinsel ilişkiye bağlı baş ağrılarının iki ana tipi var. İyi huylu ve kötü huylu baş ağrıları. İyi huylu baş ağrılarında kişide kalıcı bir hastalık oluşmuyor. Ayrıca altta yatan bir beyin hastalığı da bulunmuyor. Kötü huylu ağrılar ise doğuştan gelen anormal damar yapıları ve damarda balonlaşmayla ortaya çıkıyor. Ölüme neden olabiliyor. Doktorlar bu tür ağrıların sıklığını belirlemekte ve tanı koymakta zorluk çekiyor.

Orgazmda artıyor!

Ağrılar daha çok 20-60 yaş arasında görülüyor. Cinsel ilişkiyle ilgili baş ağrıları, orgazm öncesinde veya sırasında baş ve ensede, her iki tarafta birden ortaya çıkıyor. Mastürbasyon yapmakla da ağrı görülüyor. Ağrı saatlerce sürebiliyor. Bazı hastalarda bu ağrılar çok rahatsız edici olduğundan, cinsel ilişki devam edemiyor. Ağrıyı yaşayanlar, yine olacak korkusuyla cinsel ilişkiden kaçıyor. Ağrı başlayınca orgazmdan önce ilişkinin sonlandırılması ile ağrı kesilebiliyor. Dr. Özkardeş, bu ağrıları çeken hastalara şu önerilerde bulunuyor:

“Ağrınız varsa birkaç hafta cinsel ilişkiye girilmemeli. İlişki öncesinde beta blokerler, kalsiyum kanal blokerleri ve antienflamatuar ilaçlar kullanılabilir. Sildenafil (Viagra), bu ağrıların yüzde 10’una iyi gelmektedir. Bazı hastalarda kilo verme, egzersiz yapma ve cinsel ilişkide daha pasif bir rol üstlenme ağrıyı kesebilir.”



Kadınların Yatakta Yaptıkları Hatalar

Hep erkekler mi hatalı olacak, bayanların da kendilerini daha mutlu bir hayattan mahrum edecek çok kritik hataları olabiliyor. Bu hatalar yatakla ilgili olunca da evlilik ya da ilişkilerde zamanla iki mutsuz ve yabancı insan haline gelinebiliyor.

İŞTE KADINLARIN YATAKTA DÜZELTMESİ GEREKEN 10 ŞEY

1.EĞİLİM; KUTSAL ANNE MASKESİNİN ARDINA GİZLENME

ÇÖZÜMÜ: A****üel anne kimliğinizi yatak odasının dışında bırakın. Annelik kuşkusuz dünyadaki en kutsal kimlik. Ama yüklendiğimiz bu kimliğin getirdiği a****üeliteyi yatak odamızın dışında bırakmamız gerekiyor. Eşimiz için biz daha çocuklar doğmadan önce tanıyıp, sevdiği kadınız. O yüzden yatak odanıza girdiğiniz an sloganınız ‘Annelik out, Marılyn Monroe kişiliğiniz ın’ olmalı…Unutmayın mutlu ebeveynler, mutlu anne babalar yetiştirir.

2- EĞİLİM; YATAKTA ÖLÜ BALIK TAKLİDİ YAPMAK

ÇÖZÜMÜ:Ayıp şeyler yapmaktan utanmayın. Bunun anlamı tek cümlede özetli esasında. Yatakta ölü taklidi yapmayın. Canlı olun, bir çok yeniliğe açık olun.

3- EĞİLİM; FEMİNENLİĞİ UNUTMAK

ÇÖZÜMÜ: Kocanızla ya da erkek arkadaşınıza ‘en yakın kız arkadaşınız’ muamelesi yapmayın. Birçok kadının yaptığı en büyük hatalardan biri de ilişkisinde yol aldıktan sonra kendine ait kişisel herşeyi onunla paylaşmak istemesidir. Günlük hayatınızda kız arkadaşlarınızla paylaşabileceğiniz, ağda zamanınızın gelmesi, adet gününüzün yaklaşması gibi konuları onunla konuşmamaya özen gösterin. Traş bıçağına ortak olmayın, çünkü kadının feminenliğini koruması için biraz gizem iyidir. Bu konuda 1950 ve 60lar arasındaki Hollywood film karakterlerini taklit edebilirsiniz mesela. Eşiniz sizinle yatağa girerken kankasıyla yatağa girer gibi olmamalı. Size olan arzusunun devam etmesini istiyorsanız, mahremeyetinizi paylaşmayın.

4- EĞLİM: EŞİN ***** İZLEME İSTEĞİNİ YARGILAMAK

ÇÖZÜMÜ: Çok basit, yargılamayın… Bir çok kadın eşinin ***** izlemekten hoşlandığını duymak bile istemez. Ancak size çok ahlaksız gibi gelen şey, onların büyürken erkek olma konusunda edindikleri kültürün bir parçası. Belki bunun biraz daha yumuşağı olan erotik filmleri beraber izlemek, yatak odası hayatınızı oldukça şenlendirecek. Ve eşinizin yargılanmaktan dolayı hissettiği aşağalanmayı da ortadan kaldırmış olursunuz.

5- EĞLİM: İLİŞKİ SIRASINDA SUSKUN KALMAK

ÇÖZÜMÜ: Erkeklerin uyarılmak için duymaya ve görmeye ihtiyaçları vardır. Bunu ondan esirgemeyin. Hissettiğinizi daha çok hissedebilmek için dile dökmek, mutlu bir yatağın altın sırrı. Biraz edepsiz olmak size mutluluğun ve doyumun kapısını açıyorsa bunu deneyin deriz. Utanmayın, o bunu seviyor…

6- EĞİLİM: BEDEN HAKKINDA OLUMSUZ DÜŞÜNCELERE SAHİP OLMAK

ÇÖZÜMÜ: O sizi olduğunuz gibi beğendi ve sevdi, sizinde kendinizi sevmeniz ve beğenmeniz hayatınızı kurtaracak kadar önemli tutum. Kısa ya da uzunsunuz, şişman ya da çok zayıf farketmez, o sizinle olduğunuz gibi birlikte olmak istiyor. Kendinizi sevmeniz ve bedeninizle barışık olmanız, cinsel hayattan zevk almanızın ilk ve en önemli koşulu. Eşinizle açık ışıkta birlikte olun, evde iç çamaşırlarınızla dolaşın. İlk önce kendi bedeninizle flört edin…

7- EĞİLİM: BAŞKA KADINLARI AŞAĞILAMAK VE HAKARET ETMEK

ÇÖZÜMÜ: Gerçekten basit görünebilirler, ama eşiniz onu böyle beğeniyor. Beğenmeyi deneyebilirsiniz eğer çok zor geliyorsa en azından yorum yapmayı kesebilirsiniz. Başkaları yerine kendi ilişkinize odaklanın… Kadınlar dillerinden ne çok şey kaybediyorlar, ama ne demiş atasözü söz gümüşse sükut altındır. Bunu düstur edinin ve erkeğinizin ( evet, o sizin. Bunu aklınızdan çıkarmadığınızda esasında daha az hata yapacaksınız) etrafında dolaşan kadınlara karşı hafifmeşrep ve ucuz ve daha ötesini içeren nitelemeleri asla kullanmayın. Siz eşinizle olan ilişkinize odaklanın…

8- EĞİLİM: ****İ ARAÇ EDİNMEK

ÇÖZÜMÜ: İlişkiyi yönlendirmeyi ayaktayken deneyin, yatar pozisyonun uzun sürede sakıncaları ver. Adem babamızla Havva annemizin ilişkisini bilemiyoruz ancak bildiğimiz kadınların erkeklere kabul ettirmek istedikleri pek çok şey için yatağı arena gibi kullanmaları çooook eskilere dayanır. Söylüyoruz, Yatak ilişkideki hiçbir şeyin garantisi değildir. Daha fazla sevgi, gelecek garantisi ya da istediğiniz herhangi bir şeyi cinselliği kullanarak elde edemessiniz. Ettiğinizi sansanız bile uzun sürmez üstelik ilişkinin kalitesini bozar.

9- EĞİLİM: HASSASİYETE ÖZENSİZ DAVRANMAK

ÇÖZÜMÜ: Dişlerinizi kullanmayın. Erkekler sertlikten hoşlanabilir ama bu her pozisyon için geçerli değildir.

10- EĞİLİM: ONUN TEK BİR HASSAS BÖLGESİ VARMIŞ GİBİ DAVRANMAK

ÇÖZÜMÜ: Bu dünyada sonucu iyi olan herşey emek ister. Siz ön sevişme istiyorsanız eşinizde sizin, onun vücudunu tanımanızı isteyebilir. Erkeğe çok ödev yüklemek yerine sizde onun üzerinde çalışmayı öğrenmelisiniz. Erkeklerin vücudu tepeden tırnağa sinirlerden oluşuyor, her ne kadar belli bir kısmında yoğunlaşsa da onun da pek çok erojen bölgesi olabilir. Göğüs uçları bunlardan biridir mesela. Keşfe burdan başlayabilirsiniz.



Uyumlu Bir Çift misiniz? Test Edin!

Birbirinize ne kadar uygun bir çiftsiniz? Test edin öğrenin!

1- Gün içinde onu özlüyor ve sürekli düşünüyor musun?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

2- Onun arkadaşlarıyla iyi geçinebiliyor musun?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

3- Film seçimlerinde uzlaşıyor musunuz?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

4- Giyim tarzından hoşlanıyor musun?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen
5- Bir olay karşısında onunla aynı duyguları paylaşır mısın?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

6- Seni güldürebiliyor mu?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

7- Onu değiştirmeye çalışmadan, olduğu gibi seviyor musun?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

8- Önemli konularda fikirlerine güvenir misin?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

9- Onun soyadını kendi soyadın yerine koymayı dener misin?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

10- Moralin bozuk olduğunda seni rahatlatmayı biliyor mu?

a) Evet
b) Hayır
c) Bazen

A’lar çoğunluktaysa; siz birbiriniz için yaratılmışsınız. Mükemmel bir çift oluyorsunuz, ruh ikizinizi bulmuşsunuz. Size Romeo ve Juliette, Keram ile Aslı diyebiliriz. Bu mutluluğunuzun ömür boyu sürmesini dileriz.

B’ler çoğunluktaysa; siz ayrı dünyaların insanlarısınız. İlişkinizi bir kere daha gözden geçirin. Ya artık aşk yavaş yavaş sonlarına gelmiş, ya da birbirinizi anlayamıyorsunuz. Eğer onu kaybetmekten korkuyorsanız, ilişkiye biraz daha özen göstermelisiniz.

C’ler çoğunluktaysa; ilişkiniz ümit vaat ediyor. Ama karşılıklı biraz daha çaba harcamanızı öneririz. Belki de yeni tanıştınız, ama birbirinizi tanımaya başladıkça ilişkiniz de güzelleşecektir.



İçki İçen Erkek Yatakta Daha İyi

Ve bir mit daha çürüyor!Erkeğin cinsel performansını olumsuz yönde etkileyen ve hatta ereksiyon problemine yol açtığı bilinen alkol, suçsuz bulundu.

Avustralyalı bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, alkolü çok tüketen erkeklerin yatakta diğer hemcinslerine göre daha iyi bir performans sergilediği ortaya çıktı.

Bin 580 Avustralyalı erkek arasında yapılan araştırmada, alkolü çok tüketmeyen erkeklerin bile ağzına bir damla alkol koymayanlara göre yüzde 30 daha az cinsel iktidarsızlık yaşadığı saptandı.

Cisel Tıp Gazetesi’nde yayımlanan araştırma, haftada beş gün, günde dört bardak içkinin, erkeklerin ereksiyon olmasına olumlu etki yaptığını belirtirken, haftasonları içicileriyle çok içenlerinse, günde veya haftada bir tek atanlara göre cinsel iktidarsızlık sorunuyla karşılaşmadığını gösteriyor.

Bu konuda en büyük problemi yaşayanlarsa bir dönem içkiyi fazla tüketip artık bırakmış olanlar.Bu gruptaki erkeklerin çeşitli kalp rahatsızlıklarıyla karşı karşıya kaldığı ve yatakta üstün bir performas sergilemekte zorlandığı tespit edildi.



Evlilik sorunları

Evlilik sorunları:

Özellikle ülkemiz gibi ailesel bağların ve toplumsal yaşantının kişilerin davranışlarında etkili olduğu toplumlarda erişkin yaşlara gelen kişiler evlenerek hayatlarını sürdürmektedirler. Her ne kadar “dışı sizi, içi beni yakar” deseniz de yurt dışında yapılan çalışmalara göre 45-65 yaş grubunda evli erkeklerde, aynı yaş grubundaki bekar ve birlikte yaşayan erkeklere göre , 10 yıl içinde ölüm oranları iki kat daha az bulunmuştur. Evli erkekler daha uzun yaşama şansına sahip bulunmaktadırlar.

Evlilikte en önemli sorunlar arasında eşler arası iletişim süresi ve kalitesinin eksikliği, kendi aileleri ve eşlerinin aileleri ile olan ilişkileri, toplumsal hayata yönelik davranış ve hissedişleri, ekonomik sorunlarla başa çıkabilmeleri, mesleki durumları sorunlarını çözmede kullandıkları yollar, eğer çocukları varsa onların bakımı ve yetiştirilmesindeki farklı bakış açıları, ve cinsel hayatlarındaki yetersizlikler ve uygunsuzluklar sayılabilir.

Evliliklerdeki sorunlar hamilelik, düşük ya da kürtajlar, çocuk sahibi olma, ağır hastalıklar, hastanede yatırılma, yoğun ekonomik sıkıntı dönemleri, mesleki konumdaki değişimler, yeni bir yerleşim yerine taşınma (özellikle bizim toplumumuzdaki ataerkil yaşam düzeni, ekonomik sorunlar , evlenen gençler ve ebeveynleri arasındaki sınır sorunları nedeniyle evlendikten sonra gençlerin erkek tarafıyla ya da onlara çok yakın bir yerde yaşamaları şeklinde), emeklilik gibi kişilerin hayatını etkileyebilecek pek çok değişim sonrasında başlayabilmektedir.

Kişilerin çocuklarının hastalanmaları ya da daha ağırı çocukların kaza ya da hastalık sonucu ölümü sonrasında da boşanmalar artmaktadır.

Evlilikte sorunlara yol açan cinsel sorunlar: Kadınlarda vaginismus, anorgazmi ; erkeklerde erken boşalma ve erektil (cinsel organda sertleşme)fonksiyon bozuklukları sayılabilir. Bunlar yüksek olasılıkla psikolojik kökenli olup, tedavi edilebilir sorunlar arasındadır. Eğer kişilerde eşcinsel bir yönelim varsa ve buna rağmen toplumsal baskılar yüzünden evlilik yoluna gidilmişse, sorunların çözümü zorlaşmaktadır. Toplumumuzda sıkça karşılaşılan cinsel sorunlar genellikle daha önce, hatta çocukluk döneminde yaşanan tacizlerle ilişkili olabildiği gibi, aile içinde cinsel bilgilerin ebeveyn tarafından doğru bir şekilde öğretilmeyip, kulaktan dolma yanlış bilgilerden edinilmesi, ailede karşı cins ile iletişimin katı bir şekilde sınırlandırılması ve korkutulması ile gelişebilmektedir. Gençler bu nedenlerle genellikle evlendikleri zaman karşı cinsle ilk cinselliklerini yaşamakta, bu da aşırı heyecan, performans kaygıları ve korku ile sorunlu cinsel girişimlere yol açmaktadır. Bazen de gençler arkadaşlarının ya da bazı akrabalarının telkini ile paralı uygunsuz cinsel ilişkilere girip, ilk deneyimlerde olumsuz yaklaşımlarla karşılaşmakta, bu durum kendi performans kaygılarını arttırmaktadır. Bireyler cinsel açıdan sorunlar yaşıyorsa, bunların tedavilerini birlikteliklerinin erken aşamalarda yaptırmalı bugünkü işlerini yarına bırakmamalı ve eşlerini yıpratmamalıdırlar. Cinsellik sıklığı ve şekli her iki kişinin ortak isteği doğrultusunda olmalıdır. Cinsellik sevgi ile birleştirilmeli , mekanik bir eylemden çok, adeta bir güzel sanatlar gösterisi şekline dönüştürülmelidir.

Farklı sosyokültürel düzeyler: ( farklı dinler, milletler, mezhepler,farklı sosyoekonomik düzeye sahip aile yapıları gibi) birbirlerinden çok farklı sosyokültürel değerlere ve yargılara sahip olduklarından evlilik sorunları yaşayabilirler. Bireyler çevreden gelebilecek baskı ve zorlamalara göğüs gerecek yapıda değiller ve bunun için gerekli maddi ve manevi güçte değillerse ,birbirlerine ve evliliklerine sahip çıkamayabilirler. Ancak her ikisi de çevrelerine gerekli sınırları koyabilmek için yeterli birikime ve kişilik yapılarına sahipse, evlilikleri çok mükemmel de olabilir

İletişim düzeyleri: Eşlerin birbirleriyle kurdukları sözel ve vücut dili olan iletişim

(birbirleriyle az konuşmaları, dertlerini paylaşamamaları gibi) yetersiz ve kalitesizse gene evlilik sorunları erken dönemlerde başlayabilmektedir. Eşler birbileri yanında ağlayabilmeli, sevgilerini her şekilde dile getirmelidirler. “Seni seviyorum” demenin sözel olmayan binbir çeşit yolu vardır ( ufak bir hediye, değişik bir yemek, ona yollayacağınız güzel bir yazı ya da resim, eşinizin sevdiği bir demet çiçek, hafta içi ya da sonu birlikte yapacağınız ufak bir gezi vb.) Sabah ayrılırken birbirinizi öperek, başarılar dilemek, eşiniz eve geldiğinde kapıda sevimli bir yüz ifadesi ile , güzel giysiler içinde karşılamak, bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca eşler birbirlerine sadece kendilerine ait, birbirlerinin hoşuna giden bir takım güzel hitaplarla seslenmeyi alışkanlık haline getirmelidir ( bir tanem, bebeğim, aşkım vb). Eşler beyinlerini ayakları altına almadıkları sürece bunları bulabilirler. Ancak beyinlerimizi çöpe atmamız,ne yazık ki televizyonla aşırı derecede haşır neşir olmak, anlamsız gururlar şeklinde bunun en çok görülen sebeplerden biri olmaktadır.

Her evlilik aslında bir konfederasyon modelinde olmalıdır. Eğer çiftleri oluşturan bireylerden biri diğerinin haklarını çiğniyorsa, onun özgürlük alanına müdahale ediyorsa, kararlar sürekli tek tarafın isteği doğrultusunda alınıyorsa, evlilikler çıkmaza girmektedir. Her kurum gibi evlilik de demokratik bir şekilde yürütülmelidir.

Zamanın paylaşımı :Evliliklerde bireyler sürekli olarak herşeyi birlikte yapmak zorunda olmamalıdır. Mutlaka birlikte vakit geçirecek aktiviteler de olmalıdır ancak bireyler zaman zaman kendi arkadaşları ve çevreleri ile de birbirlerinden ayrı zamanlar geçirebilmelidirler. Bu bazen orkestrayı dinlemek bazen de tek bir enstrümandan oluşan solo albümleri dinlemek gibidir. Kişi kendine tanıdığı hakların aynısını eşlerine de tanımalıdırlar. Aksi halde efendi-köle ilişkisi olur ve bu ilişkilerin temeline dinamit koymak ile eşanlamlı hale gelir.

İş ve çevrenin aile hayatınıza olumsuz yönde etkilerinin engellenmesi: İnsanların günlük hayatları bir parça sirklerde göstericilerin 4-5 topu bir arada havada döndürmesi davranışı gibidir. Her top belli bir sürede elde tutulmalı yada dokunmalı ve birbirleriyle aynı hız ve doğrultuda atılmalıdır. Toplardan birisi elde fazla tutulur ya da yavaş atılırsa, diğer toplarda düşmektedir. Benzer şekilde eğer kendine, eşine, mesleğine ve çevresine yeterli zamanı ayırmazsa, bunlardan biri bile aksasa diğerleri de zaman içinde zarar görmektedir. Gene benzer şekilde sadece arkadaşlarınızı ön plana alıyor, eve geç geliyor, eğlencenizin tümünü eşiniz olmadan yapıyorsanız gene sorunlar yaşayabilirsiniz. Mutluluğunuz başkalarının mutsuzluğu üzerine kurulmamalıdır. Herkesin yeri ayrıdır ve hiçbiri diğerlerini yok etmemelidir. Aşırı işle haşır neşir olmak evinizi ihmal etmenize yol açıyorsa, iyi bir eş ve iyi bir anne-baba olamazsınız. Bunun faturasını da uzun erimde çok daha pahalıya ödersiniz. Evlilik sorunları, çocuklarınızla sorunlar, sağlık sorunları ile karşılaşabilirsiniz. İşte yaşanan sorunlar eve, evde yaşananlar işe taşınmamalıdır. Çevrenizden duyduğunuz herşeyi eşinize, eşinizden duyduğunuz herşeyi de çevrenize taşımamalısınız. Aksi halde çözümü çok zor düğümler atarsınız Evin maddi gereksinimlerini karşılamak işin sadece bir yönüdür. Evin manevi, sevgi gereksinimi de karşılanmalıdır. Eş ve çocukların sadece paraya değil sevgiye de gereksinimi vardır.

Sadece eşe yoğunlaşmak: Bütün hayatınızı da eşinizin üzerine kurmamalısınız, herşeyi ondan beklememelisiniz. Kendiniz de yaptığınız uğraşlar ve çevrenizle ilişkilerinizden doyum sağlayabilmelisiniz. Aksi halde eşinizi kıskanır, onun hayatını kısıtlamaya başlarsanız evliliğiniz tehlikeye girer. Kendi yağınızla kavrulmayı da öğrenmelisiniz.

Eski konumdan (çocukluk) yeni konuma (erişkinlik) geçişin idraki: Artık siz yeni bir ailede yaşıyorsanız o kurumun sağlığı için ,gelecekte sizden daha kültürlü,sağlıklı ve mutlu yetiştireceğiniz kişiler için mücadele etmelisiniz. Hayatınızın daha yüksek bir olgunluk basamağını aşmış bulunmaktasınız. Buna rağmen hala eski evinizin küçük çocuğu gibi davranırsanız, anne-babanızın sizin hayatınızı istedikleri gibi karışıp yönlendirmesine izin verirseniz, kendi prensipleriniz ve yöntemlerinizle hayatınızı sürdüremezseniz gerekli olgunluğa ulaşamamışsınız demektir, bu da evliliğinizin kalitesizleşmesini sağlayacaktır. Kendini evlilik için yeterli olgunlukta hissetmeyen ya da bu olgunluk düzeyine ulaşamamış kişiler evlenmemelidirler.

Birbirini tanıyabilmek ve maske takmamak: Özellikle kırsal kesimlerde erişkin döneme gelen kişiler, ailelerinin kararları doğrultusunda birbirlerini yeterince tanımadan evlenmektedirler. Bazı durumlarda ise aile baskısı ile hiç karşı cinsten arkadaşı olmayan kişiler görüşüp tanıştıkları ilk kişi ile evlenmektedirler. Bu durumlarda kişiler kendi gerçek özelliklerini saklamakta ve karşılarındakini maskeler takarak aldatmaktadırlar. Bunlar sonucunda “cicim aylarının bitiminde” sorunlar başlamakta ve fertler “bu benim sevdiğim kişi değildi” diyebilmektedirler. Ya göründüğü gibi olmak, ya da olduğu gibi görünmek en insancıl yaklaşımdır.evlilik öncesi kişiler birbirlerine karşı açık olmalı ve olumsuz taraflarını görebilecek sürede ve kalitede konuşabilmelidirler.

Sınırlarınızı belirlemek ve korumak:Toplumumuzda gençler genellikle evlenene dek aileleri yanında yaşamaktadır. Bazı durumlarda evlenecek çağa gelen gençler babalarının yanında çalışmaktadırlar. Bu gibi durumlarda gençler yeterli güce sahip olamamakta ve adeta onların eline bakar duruma gelebilmektedirler. Anneler çocuklarını aşırı kollayıcı olmakta ve onlarda bağımlı bir kişilik oluşturarak, kendi başlarına yaşayabilme becerilerini ellerinden almaktadırlar. Bu gibi durumlarda aileler gençlerle aynı dairede ya da apartmanda yaşamakta, gençlere sık sık müdahale etmektedirler. Bu gibi hallerde sınır sorunları yaşanır ve baba-oğul, gelin-görümce, gelin-kaynana çekişmeleri, damat- kayınpeder ya da eltiler arası geçimsizlikler yaşanabilmektedir.

Evlilik dışı cinsel ilişki: Evliliklerde çiftlerden herbiri kendini yenileyebilmeli, hayatlarını tekdüzelikten koruyabilmelidir. Birbirlerini onore etmeli, birbirlerinin zevklerini küçümsememeli, fikirlerine saygı duymalı, bakımlı olmalı ve ortak plan ve hedefleri olmalıdır. Kişiler kendilerine değer vermez ve bakımlı olmazlarsa, ev içinde sevimli , anlayışlı bir ortam oluşturamazlarsa ya da kendilerinde doyumsuzluklar varsa , evlilikdışı cinsel birlikteliklere girişebilirler. Kimse kimsenin başkasından kaptığı mikropları paylaşmak zorunda değildir. Bu durumda kişiler kuruma ihanet ediyor demektir Aldatmanın özrü yoktur ancak, sebepsiz sonuç da olmaz. Her iki tarafta istiyorsa, sorunların altyapısına inecek derinlikte terapiler yapılmalıdır. Ancak elemanlardan biri buna isteksizse , boşanmaya kararlı ise, zorla güzellik olmaz.

Uygunsuz beklenti düzeyleri: Fertler birbirlerinden çok büyük beklentiler içinde de olamamalıdır. En mükemmel aşk, sürekli olarak eğlence içinde kahkahalar içinde yaşama beklenmemelidir. Bu şekildeki ayağı yere basmayan aşırı romantik beklentiler sizi hayal kırıklıklarına uğratabilir. Histrionik kişilik özellikleri olan kişiler sürekli olarak aranılmak, aşırı düzeylerde desteklenmek ve eşlerinin yanında sürekli olarak bir numara olmak isterler. Oysa evlilik bir çocuk oyunu değildir, kişi çevresine , işine de zaman ayırmalıdır. Evlenerek başkasının özgürlüğünü tamamen satın alamazsınız. Özellikle kızlar ailelerinin içinde bulundukları gergin ilişkilerden ve zor ekonomik durumlar nedeniyle erkenden evlenebilmekte ve gerçekçi olmayan beklentileri nedeniyle “yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” gibi daha olumsuz durumlar içine düşebilmektedirler. Sadece duyguları ile hareket edenler hüsrana uğrarlar duygular ve mantık elele yürümelidir.

Otorite mücadeleleri: Evlilik bir güç mücadelesi, meydan savaşı değildir. Herkes kendi alanını korumalı ve birbirine yaptırımlarda bulunmamalıdır. Tabii ki, bunun olabilmesi için fertlerin kişilik sorunlarının olmaması gerekir. “Hep ben haklıyım, o haksız, en doğruyu ben bilirim, benim sözüm kanun” şeklindeki yaklaşımların olabildiği narsisistik ve aşırı düzen ve katı prensiplerle donatılmış olan obsesif kişilikler bir diğerinin üzerinde otorite kurmaya çalışabilir. Bu da sürekli olarak sürtüşmelere yol açar. Evlilik bir meydan savaşı değildir. Bu şekilde elde edilebilecek bir zafer de ancak Pirus savaşı zaferi gibidir. İki tarafta mücadeleden kırılır. Kazanan olsa bile sağ kalan çok az olduğundan zaferin anlamı kalmamıştır.

Kadınların biyolojik ve ruhsal olarak zayıfladığı dönemlerin anlayışla karşılanması: Hamilelik ve emzirme dönemi kadınların en fazla zorlandıkları dönemler arasındadır. Ayrıca kadınların ayda bir yaşadıkları mensturasyon (adet) dönemleri kendileri için hem kan kaybının getirdiği halsizlik. Hem de o dönemde yaşadıkları hormonel fırtına da demeyelim,kasırgalar onları strese karşı çok zayıf hale getirir.Bu zamanlarda erkeğin eşini daha anlayışla karşılaması, evle ilişkisini daha da çok arttırması, yükleri omuzlaması gerekir. Eğer babalık ya da anneliği kaldıramayacak olgunlukta hissediyorsanız, çocuk sahibi olmamanız gerekir. Gene zor ekonomik dönemler yaşanıyorken birbirinizi mutsuz edecekseniz, evlenmemeniz gerekir. Sinirlenince öfkenize hakim olamıyorsanız ( ki ileri dönemde kalp-damar sorunlarınız olacak demektir), eşinize ya da çocuklarınıza şiddet uyguluyorsanız, sıkıntılar sonrası içki ya da bağımlılık oluşturan maddelere boyun eğiyorsanız gene evliliği hak etmiyorsunuz demektir. Elbette ki eşinizde görüp hoşlanmadığınız bazı özellikleri, içinizde patlama yapmasını beklemeden söylemelisiniz. Ancak bunu yaparken ifadeleriniz ve vücut dilinizi sakin tutmanız, mantığı rafa kaldırmayıp, aşırı duygusal olmadan hareket etmelisiniz. Eğer züccaciyeci dükkanına giren bir fil gibi davranırsanız, bu davranışınız amacından uzaklaşır ve haklıyken haksız duruma düşersiniz, evliliğinize zarar verirsiniz. Unutmayın ki, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. Çocuklarınız yaptıklarınızı görüyor, bugün başkasına yaptıklarınız yarın size uygulanabilir, rüzgar eken fırtına biçer.

Sorumluluklarını bilmek:Ev işleri, çocuk bakımı, alışveriş vb. tek kişinin sorumluluğu değildir. Eğer kadın da çalışıyorsa, ev işlerinin yapılmasına erkek de katılmalıdır.çocuğun bakımı sadece anneye yüklenmemelidir. Eşiniz ve çocuğunuzla gelecekte kurmayı düşlediğiniz güzel günlerin temelini çok erkenden atmazsanız, gelecekteki güzel günleri sadece hayalinizde yaşatacaksınız demektir. Evli çifti oluşturan her bir eleman bu sorumluluklara katılmalı, görevini ihmal etmemelidir. Ne ekerseniz onu biçersiniz.

Kendinizi feda ederek, çocuklarınız için evliliği hasbelkader sürdürmek: Sadece “çocuklarım annesiz ya da babasız büyümesin” diye evliliğinizi sevgi olmadan sürdürüyorsanız, sorunlu bir evlilik yaşadığınızdan dolayı da çocuklarınız ruhsal olarak olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Anne,babanın maddi olarak aralarında olup, manevi olarak yanlarında olmaması çocuklar için daha da örseleyici olabilir ve onların da kendi evliliklerinde mutsuz olmalarına yol açabilirsiniz. Bazen ayrı ama mutlu ebeveynler, birarada hergün mutsuz çiftlerden daha iyi çocuklar yetiştirebilirler. Çocuğunuz için her türlü olumsuzluğa rağmen evliliğinizi sürdürmek erken yaşta tükenmenize yol açabilir ve aslında çocuklarınıza daha az yardım etmiş olursunuz.

Alkol, uyuşturucu madde ve kumar gibi alışkanlıklar: Eğer eşlerden birisi bu tür bir alışkanlık içinde ise bunlar maddi, manevi, sosyal ve ailesel iletişim sorunlarına yol açabildiğinden evliliğin güzelliğini bozmaktadırlar. Bu durumların varlığı çoğunlukla boşanmalara yol açabilmektedir. Geçmişten gelen birikmiş sorunlarınızın ve günlük mutsuzluklarınızın çözümünü bu tür zararlı alışkanlıklar yerine bir psikiyatra terapiye giderek sağlamalısınız.

Kendi mutluluğunuzun anahtarı sizdedir:Evlilik akıllı,duygulu,dürüst ve adil insanların işidir. Eğer kişiler kendilerini karşılarındaki yerine koyamıyorsa yani empati yapamıyorsa, hep ben haklıyım, eşim haksız diyorsa, suçu karşısındakilere atıyorsa ( ki bu kişilik bozukluklarının bir kriteridir), kendine düşen sorumlulukları yapmıyor, çözmek için çaba sarfetmiyorsa, evlilik için yeterli olgunlukta değilsiniz demektir ve evliliğiniz yıkılmaya mahkumdur. Sıklıkla çiftlerden biri daha çokça da kadınlar vücutsal yakınmalarla , bayılma ve sinir krizleri ile hastane acil birimlerine taşınır, doktor doktor dolaştırılırlar. Bu dönemlerde sedece onun değil,sizin de vücutsal ya da ruhsal sorunlar yaşamanız doğaldır. Keskin sirke küpüne zarar verir bu davranışlarınız sizin mide-barsak sistemi, cilt sorunları, cinsel sorunlar, kalp-damar sistemi sorunları gibi psikosomatik sorunlar yaşamanıza yolaçacaktır.Bazen de bu gibi durumlarda kadınlar bir yere dek sineye çekebilir, eşlerinin yaşı emeklilik yaşına gelinceye dek bekler ve sonrasında işler tersine döner. Bu kez kadınlar erkeklerden evin egemenliğini alabilir ve “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” atasözündeki gibi yılların intikamını alabilirler.

Son söz olarak ölümden başka herşeyin çözümü vardır. Hayatta en kötü şey ileride geçmişte yaptıklarınız ya da yapmadıklarınız için “keşke” ile başlayan sözler söylemenizdir. O yüzden ne yaparsanız yapın, geleceğinizi akıllıca düşünüp, iyice emin olduğunuzda yapmanız gerekir. Herşeye uzun erimli olarak bakın, ufak şeylere odaklanmayın. Ayrılmadan önce de birbirinize değişmek için son bir şans verin, öğrenmenin yaşı ve mekanı yoktur,insan gelişen bir varlıktır, bir psikiyatr ile evlilik terapilerine başlayın. Hepinize daha kaliteli birliktelikler ve bizden daha uygar çocuklar yetiştirebilmeniz dileklerimle.



Bronsektazi (brons genislemesi)

Bronşların doğuştan ya da sonradan dönüşsüz biçimde genişlemesidir. Kronik bronşit bu gelişmenin başlıca sorumluları arasında yer alır.

Bronşektazi, yani bronş genişlemesi çeşitli biçimlerde ve bronş ağacında değişen yaygınlıkta görülebilir. Doğumsal olduğu kadar, bronşlara yerleşen enfeksiyon etkenlerinden de kaynaklanabilen bir bozukluktur. Hastalık uzun süre belirti vermez. Ama iltihaplanma ilerlediğinde ilk kez iltihaba bağlı belirtilerle fark edilebilir.

NEDENLERİ

Bebekken ortaya çıkan bronş genişlemeleri doğumsaldır. Bronş duvarının esnekliğini ve desteğini sağlayan etkenlerin yetersizliği sonucu, bronşlar doğumdan başlayarak sürekli geniş kalır. Aslında edinilmiş bronşektaziler de aynı yetersizlik sonucu gelişir.

Edinilmiş bronşektazilerde birçok bozukluk birlikte rol oynar. Kronik bronş iltihapları sırasında gelişen olaylar bronşun esnekliğini ve direncini bozarak sağlıklı yapısını kolayca değiştirebilir. İnatçı bir öksürük ya da güçlü soluk verirken karşılaşılan bir engel sonucunda bronş içindeki basıncın artması, bronş duvarının çökmesini kolaylaştırır. Bronş çevresindeki dokularda ya da bağdoku artışıyla birlikte gelişen süreçler de bronş duvarını çevreye doğru çekerek bronşun genişlemesine neden olur.

Bronş genişlemesi salgı birikimini kolaylaştırır. Bu da iltihap yapıcı mikropların barınmasına son derece uygun bir ortam oluşturur. Böylece bronş genişlemesi iltihaplanmaya ve bronş duvarında direncin azalmasına neden olur.

BELİRTİLERİ

Bronş genişlemesi uzun süre klinik belirti vermeden sessizce ilerler. Hastalık başka nedenle çektirilen bir akciğer filminde rastlantı sonucu saptanabilir. Ama genişleme yaygınsa ya da özellikle iltihap varsa erken belirtiler görülür.

Bronş genişlemesinin yaygınlaşmasıyla akciğerin işlevsel dokusunda eksilme olacağından solunum zorlaşır. Başlıca belirtiler öksürük ve balgamdır. Bunlar hemen her zaman birlikte görülür. Öksürüğün kuru olmasına çok seyrek rastlanır. Hasta daha çok sabahları uyanır uyanmaz öksürük nöbetine yakalanır ve bunun sonucunda aşırı miktarlara oluşabilen balgam, çıkarır. Çıkarılan balgam gece boyunca genişlemiş bronşlarda biriken salgılardır. Öksürük nöbetiyle birlikte balgam çıkarma vücudun konum değiştirdiği sırada da görülür. Hasta sonunda bronş ağacını öksürerek temizlemek için en uygun olan duruş biçimini öğrenir.

Yaygın ve büyük bronş genişlemelerinde oldukça fazlalaşan balgam bir cam kaba alındığında üç bölüme ayrıldığı görülür: Üstte mukustan oluşan bir katman, arada seruma benzer bir sıvının bulunduğu orta katman, bunların alanda daha yoğun atık maddelerden oluşan irinli bir çökelti. Aynı durum akciğer apsesinde çıkarılan balgamda da görülebilir. Bronş genişlemesinde balgam kanlı olabilir. Ender durumlarda öksürükle kan gelebilir. Aynca balgamda oksijensiz ortamda üreyen bakterilerin bulunması çok kötü bir kokunun yayılmasına yol açar.

İltihap çok şiddetli ve genişlemiş bronşun boşaltılması bazı engeller nedeniyle güç ise, solunum yollarında salgılar birikmeye başlar. Bu durumda düzensiz, fazla yüksek olmayan ateş ve bazen de irinleşmeyle birlikte yüksek ateş görülebilir, iltihaplanmanın yüksek ateşle birlikte uzun sürmesi, hastanın genel durumunu, beslenmesini ve kan değerlerini önemli ölçüde bozabilir.

Nefes darlığı genellikle öne çıkmaz. Belirgin olması, bronş genişlemesinin yaygınlığına ya da bu durumla birlikte akciğer amfizeminin gelişmesine bağlıdır. Bazen akciğerlerde bronş genişlemesi ortaya çıktığından sağlam bronşlar daralarak nefes darlığı yaratabilir.

Hastalığın ağır ve uzun sürmesi durumunda aşırı beslenme bozukluğuna ve kansızlığa da bağlı olarak hipertrofik pulmoner osteoartropati denen kemik hastalığının ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Bu hastalıkta parmak uçları uzayıp kalınlaşırken tırnaklar da düzleşip saat camını andırır. Bunun nedeni bronşun genişlediği bölgelerde atar ve toplar damarlar arasında ağızlaşmaların yol açtığı kısa devreler sonucunda gelişen dolaşım bozukluğudur.

GİDİŞİ

Bronş genişlemeleri, bronşlarda gelişen geriye dönüşsüz özellikte yapı bozukluklardır. Koşullar aynı biçimde sürerse bu genişleme çok daha yaygınlaşır. Daha önce de açıklandığı gibi belirtiler itihaplanmayla ortaya çıkar. Düzensiz aralıklarla görülen, bu belirtiler her keresinde biraz daha uzayıp sıklaşırken genel durum giderek bozulur. İtihaplanmanın yayılması, bronş ağacında enfeksiyonun ilerlemesine, hastalığın her atağa kalkışında daha geniş bir akciğer doku bölgesinin yıkımına yol açar. Sonuçta solunum işlevleri giderek bozulur ve solunum yetmezliği gelişir.

TANI

Küçük bir bölgeyle sınırlı kalan iltihaplanmamış bronş genişlemelerinin tanısı yalnız radyolojik incelemeyle konabilir. Burada kullanılan başlıca radyolojik inceleme yöntemi bronkografîdir. Bronş genişlemesine iltihaplanma eklenirse tanı kolaylaşır. Balgamın bol olması, özellikleri ve en kolay atıldığı duruş biçimleri ya da iltihabın akciğer filmlerinde değişmeden hep aynı bölgede kalması tanıyı yönlendirir.

Ama kesin tanıya bronkografiyle varılır. Bu yöntemde, bronş ağacını röntgen ışınları altında görünür kılan kontrast bir madde verilir. Bu kontrast maddeyle dolarak genişlemiş bronşlar röntgende muz hevengi ya da tespih tanesine benzeyen tipik görüntüler verir. Bronş genişlemesinin büyük dallara da yayılma durumunda, tanıya varmak için bronkoskopiden de yararlanılır.

BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)

Bronş genişlemeleri daha önce de belirtildiği gibi yapısal olarak geriye dönüşsüz bozukluklardır. Bu durumun belli bir bölgeyle sınırlı kaldığı olgular cerrahi girişimle tedavi edilebilir. Cerrahi girişim yapılamıyorsa hastalığın ilerleyici özelliği ve komşu dokuları da yıkıma uğratabileceği dikkate alınarak düzenli ilaç tedavisi uygulanır, îlaç tedavisinde amaç hastalığın ilerlemesini durdurmak ve sağlıklı dokuları korumaktır. Bu tedavi biçimiyle hastalık belirtilerinde uzun süreli gerilemeler sağlanabilir.

TEDAVİ

Bronş genişlemesi dar bir alanda ya da akciğerin bir lobunda ise bu bölge cerrahi girişimle alınabilir. Cerrahi girişim dışında salgıların boşaltılması ve enfeksiyon odaklarının antibiyotikle kurutulması yoluna gidilir. Dolan bronşları boşaltmak için önce akciğer filminde hangi bronşların genişlediği saptanır. Daha sonra hastaya bu bölgeyi en rahat boşaltacak duruş biçimi verilir. Aynca balgam söktürücü ve balgam yumuşatıcı ilaçlar da kullanılır. İçilerek kullanılanların yanı sıra aerosol biçiminde püskürtülerek ya da bir sonda aracılığıyla doğrudan bronşlara gönderilen antibiyotikler enfeksiyon odaklarına karşı yaygın biçimde kullanılmaktadır. Uzun süre kullanılması gereken antibiyotiklerin, gerekli balgam incelemesi yapılıp varılacak sonuçlara göre seçilmesi daha doğrudur.



Hassas konuları kolayca söyle, kurtul!

Hassas konularda rahat konuşun

Eğer ilişkinizde yaşadığınız önemli bir problemi tartışma fikri sizi korkutuyorsa aşağıdaki önerilerimizden yararlanabilirsiniz.

İlişkinizle ilgili kritik konulan konuşmak sizi zorluyor olabilir. Mutsuzluğu kronik hale getirmek yerine açık olmayı deneyin.

Başlamadan önce

İlişki uzmanları, konuşma öncesinde mutlaka bir iletişim planı yapmanızı öneriyorlar. Erkek arkadaşınızın size hangi durumda, nasıl bir tepki verebileceğini ve ona nasıl karşılık vereceğinizi düşünün. Dinlemeye özen gösterin ve sizi anlaması için ona süre tanıyın.

1) “Keşke **** hayatımız daha renkli olsaydı.”

Konuşmaya, ona **** hayatınızın nasıl gittiğini düşündüğünü sorarak başlayabilirsiniz. Suçlamadan mutlu olup olmadığım öğrenmeye çalışın. Ardından, yepyeni şeyler deneyebileceğinizi söyleyin ve tepkisini ölçmeyi deneyin. Birlikte duş almak gibi basit önerilerde bulunun ve onun fikirlerini öğrenmek istediğinizi belirtin. Böylelikle **** hayatınızın onun yüzünden kötü olduğunu söylediğinizi sanmasını engelleyebilirsiniz.
Eğer alınırsa, onu ateşli bir şekilde öperek sorunun temel değil yüzeysel olduğu mesajını verebilirsiniz.

2) “Yıllardır birlikteyiz. Bana evlenme teklif edecek misin?”

Eğer evlenmek sizin için önemliyse, bunu ona söyleyin. Ancak onu zorlamayın, önemli olan ilişkiniz hakkında daha ciddi düşünmesini sağlayabilmek. Konuşmaya, onun olumlu yönlerini öne çıkararak başlayabiliriniz.
Eğer evlilikten hiç bahsetmiyorsa, düşünmeniz gerektiğini, konuya daha farklı açılardan yaklaşmış olduğunuzu belirtin. Böylece hem ona hem de kendinize düşünmek için zaman tanımış olursunuz.

3) “Çocuk sahibi olmayı düşünüyor musun?”

Bu hemen hemen herkesin karşısına çıkan, kritik bir soru. Bu konuda doğru karar vermelisiniz; bebek sahibi olduktan sonra durumdan hoşnut olup olmadığınızı sorgulayamazsınız. Bu konuyu; eşinize ebeveyn olmak konusunda ne düşündüğünü sorarak gündeme getirebilirsiniz. İlk anda söylediği düşünceleri paylaşmıyorsanız konuyu askıya alın. Ancak, asla inatçı olduğunu ya da yanlış düşündüğünü söylemeyin, duygularını sakın küçümsemeyin.
Eğer uzun vadede fikrini değiştirmeyeceğini söylerse, bunun ilişkinizden daha önemli olup olmadığı konusunda karara varmalısınız.

4) “İlişkimize bir süre ara vermek istiyorum.”

Bu konuşmayı onu incitmeden atlatmanın en iyi yolu, bunu karşılıklı verilmiş bir karar gibi göstermekten geçiyor. “Sorun sen değilsin, benim” demek oldukça klişe ve asla yutturamayacağınız bir cümledir. Dürüst ama aynı zamanda anlayışlı olmaya çalışın. Konuşmaya başlarken karşınızdaki kişinin gururunu biraz okşamanız işe yarayabilir. Sahip olduğu iyi özellikleri sıralayın ve konuyu ona nazikçe açın. Birlikte harika zamanlar geçirdiğinizi ancak ilişkinin gidebildiği yere kadar gittiğini söyleyebilirsiniz. Bu durum açığa kavuştuktan sonra yaralarını sarması için onu yalnız bırakmanız iyi olur.

En önemlisi; unutmayın ki, ayrılık konuşmaları her zaman yüz yüze yapılmalıdır. Telefon konuşması yaparak ayrılmanın kabul görebileceği tek durum uzaktan yürüttüğünüz bir ilişki için geçerlidir. Cep telefonunuzdan bu konuyla ilgili bir mesaj yazmayı ise aklınızdan bile geçirmemenizi öneriyoruz.