Biliyorum şimdi köşeyi dönüp sabahı zor etmiş hâlde Yusufun karşıma çıkma ihtimali yok. Yada Ferhanın hikayelerinde soru sorma şansım da yok, biliyorum. Hadi hiç olmadı Havva Ana ile karşılıklı birer bira götürme umudum da suya düştü düşecek. Bir de en önemlisi: gelmiş geçmiş en büyük aşkın haylaz çocuğu Ömeri de gören olmadı son zamanlarda; başına bir iş mi geldi, diye çıkıp arama imkanım yok, kabul ediyorum.
Düşünüyorum, Neden hayatın yatak altına kaldırdığı hayatlara bu kadar sarılıyorum diye. Cevabı bulamayan bir adam olarak aslında çok da şaşırmıyorum bu duruma. İnat da etmiyorum. Çünkü biliyorum, bu insanlar bu şehrin bir yerlerinde nefes alıyorlar. Aşık oluyorlar, ağlıyorlar, gülüyorlar, kavga edip, iş arıyorlar
Biliyorum, Durunun güzelliği ona dokunmadığın zaman parlar. Geceye ay doğar, mahalleye Olcay. Ve sonra Ali vardır, kendini bulur siyasi tarih hayatı içinden.
Düşünüyorum, Ben de bu hayatların parçası olsam diye. Biçilmiş rollerimiz ve aşklarımız ne kadar da farklıydı oysa. Örneğin mutlaka zengin olmalıydık. Güzel bir aile kurup güzel bir işte çalışmalıydık. Güzel kadınlar sevmeliydik, güzel hayatlar, güzel yerler. Sonra boşver diyorum, Zaten sen hep tahta evleri sevdin cam binalar dururken
Ama biliyorum: onlar bir yerlerde mahallenin romanını, Sazanların Tarihini yazıyorlar
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URL